6100 SAYILI HMK ÇERÇEVESİNDE İLK DÜZENLENECEK TENSİP TUTANAĞINDA YER ALMASI GEREKEN HUSUSLAR


Tensip zaptı, davanın açıldığı mahkemenin ilk duruşmadan önce, duruşmaya kadar yapılacak iş ve işlemleri belirlemek için tuttuğu bir tutanaktır. Tensip zaptı, davanın açıldığı mahkemenin hakimi tarafından hazırlanır.


6100 sayılı HMK’da (HUMK döneminde uygulanan ancak o dönemde de Kanunda açıkça düzenlenmemiş) “tensip tutanağı” hususunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Tensip tutanağı düzenlemek bir kanunî zorunluluk olmasa da, gerek yargısal alışkanlıklarımız gerekse yargılamanın yol haritasını çizmesi bakımından yararlı bir uygulamadır.


HMK Madde 119


1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:

a) Mahkemenin adı.

b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.

c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.

ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.

d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.

e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.

f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.

g) Dayanılan hukuki sebepler.

ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.

h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.

(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır.


1086 sayılı Kanunun 179 uncu maddesindeki düzenlemeye karşılık gelen bu madde ile, dava dilekçesinde bulunması gereken hususların neler olduğu, ilâve unsurlarla birlikte ve daha geniş olarak düzenlenmiştir.


Mahkemenin adının dava dilekçesinde gösterilmesiyle, davacının dilekçeyi vereceği görevli ve yetkili mahkeme belirlenmiş olmaktadır. Davacı ve davalı gerçek kişi ise ad, soyadı ve adresleri; tüzel kişi ise bu takdirde tüzel kişinin türü, unvanı ve adresi belirtilecektir.


Maddeyle davacının gerçek kişi ve Türk vatandaşı olması hâlinde Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarasının da dava dilekçesinde belirtilmesi esası getirilmiştir.


Malvarlığı haklarına ilişkin ve konusu para alacağı olmayan davalarda, harca esas miktarın belirlenebilmesi bakımından, dava konusunun değerinin gösterilmesi esası da dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlardan biri hâline getirilmiştir.


“Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 198 inci madde ile, tarafların, hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtme zorunluluğu, yani somutlaştırma yükü getirilmiş olduğundan, bu yükümlülük gereği, davacının iddia ettiği her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğini, dava dilekçesinde belirtmesi esası da bir yenilik olarak maddede düzenlenmiştir. Böylece, özellikle ispat konusunda davaların usul ekonomisi ilkesine uygun bir biçimde,makul bir sürede sonuçlanması hedeflenmiştir.


Tarafların kanunî temsilcilerinin ve davacı vekilinin kimlik ve adres bilgilerinin bulunması, davanın konusunun ne olduğu, davacının iddiasının dayanağı olan vakıaların neler olduğu, davanın hukukî sebepleri, açık bir şekilde istem sonucunun ve davacının varsa kanunî temsilcisinin veya vekilinin, dava açma iradesini ortaya koyan imzasının dava dilekçesinde bulunması esası 1086 sayılı Kanunun konuya ilişkin düzenlemesi, yerleşik uygulama ve anlayışa uygun olarak muhafaza edilmiştir.


YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/3703 Karar : 2017/9376 Tarih15.06.2017


HMK 119. Madde


•Dava Dilekçesinin İçeriği


Borçlu … Ltd. Şti. vekili icra mahkemesine başvurusunda; borçlu şirkete 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi gereğince yapılan satış ilanı tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ve sair fesih iddialarını ileri sürerek ihalenin feshini talep etmiş, mahkemece, iddiaların yerinde olmadığından bahisle şikayetin reddine karar verilmiş, kararın şikayetçi borçlu tarafından temyizi üzerine Dairemizin 14.02.2017 tarih ve 2016/24526 E., 2017/1967 K. sayılı ilamı ile borçlunun vekiline yapılan satış ilanı tebliğ işleminin Tebligat Kanunu`nun 17. maddesine göre usulsüz olduğu gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.


HMK’nun 119/1-e maddesi uyarınca; şikayetçi, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları şikayet dilekçesinde göstermek zorundadır. Aynı Kanun`un 25. maddesi hükmüne göre de; hakim, şikayet dilekçesinde bildirilen vakıalarla bağlı olup, ileri sürülmeyen maddi olayları kendiliğinden gözetemez.


Somut olayda; şikayetçi borçlunun 09.3.2016 tarihli şikayet dilekçesinde, vekiline yapılan satış ilanı tebliğ işleminin usulsüz olduğunu açıkça ileri sürmediği görülmüştür. Bu durumda, kamu düzeniyle ilgili olmayan, re`sen dikkate alınacak hususlar kapsamında da bulunmayan; borçlu vekiline yapılan satış ilanı tebliğ usulsüzlüğü nedenine dayalı olarak ihalenin feshine karar verilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulması yerinde olmayıp, ihalenin feshini gerektirecek başkaca bir fesih sebebi de bulunmadığından, mahkemece verilen şikayetin reddine ilişkin kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.


SONUÇ :İhale alıcısının karar düzeltme isteminin kabulü ile ( ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


HMK Madde 126/4


1) Davalı, cevap dilekçesini, davanın açılmış olduğu mahkemeye verir.

(2) Cevap dilekçesine davacı sayısı kadar örnek eklenir.

(3) Cevap dilekçesi, havale edildiği tarihte verilmiş sayılır.

(4) Cevap dilekçesinin örneği mahkeme tarafından davacıya tebliğ edilir.


1086 sayılı Kanunun 195 inci maddesindeki düzenlemeye kısmen karşılık gelen bu madde, cevap dilekçesinin verilmesinin nasıl olacağını, cevap dilekçesinin verilmesi üzerine nasıl hareket edileceğini ve verilme zamanı olarak hangi tarihin kabul edileceğini düzenlemektedir.


Cevap dilekçesinin, kural olarak davanın açılmış olduğu mahkemeye verilmesi gerekir. Süresi içinde, gönderilme ve tebliğ masrafları yatırılarak, davanın açılmış olduğu mahkemeye sunulmak üzere, başka bir yer mahkemesine verilmesi de mümkündür.


Davalı, cevap dilekçesine davacı sayısı kadar örneğini de eklemek zorundadır. Davaya bakacak mahkeme tarafından, cevap dilekçesinin aslı dosyaya konur ve örnekler davacı veya davacılara tebliğ edilir.


Cevap dilekçesi herhangi bir harca tâbi olmadığından ve doğabilecek tereddütleri de gidermek amacıyla, hâkim tarafından havale edildiği tarih, cevap dilekçesinin verildiği tarih olarak kabul edilmiştir. Hâkimin, havale esnasında cevap dilekçesine eklenmesi gerekli olan örneklerinin mevcut olup olmadığını gözetmesi gerekir. Ancak, bu husustaki bir eksikliğe rağmen havalenin yapılmış olması durumunda, cevap dilekçesi havale anında verilmiş kabul edilecektir.


YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ Esas : 2021/977 Karar : 2017/2576 Tarih : 24.03.2021


•HMK 126/4. Madde


…Tarafların sair temyiz taleplerinin incelenmesinde;

Dosya kapsamından, davalı-davacı erkek tarafından... 1. Aile Mahkemesi’nde 27.09.2016 tarihinde TMK’nın 166/son maddesine dayalı olarak açılan birleşen dava dilekçesinin ön inceleme duruşmasında davacı-davalı kadın vekiline tebliğ edildiği, dilekçelerin karşılıklı verilmesi (HMK m. 126-136) aşaması tamamlanmadan yargılama aşamasına geçildiği anlaşılmaktadır.


SONUÇ : Yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple davalı davacı erkeğin tedbir nafakası davasına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2. bentte gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcın istek halinde yatıranlara geri verilmesi, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.


HMK Madde 128


Süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır.


Madde, 1086 sayılı Kanunun 201 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesini kısmen karşılamaktadır. Davaya cevap vermemenin sonucu maddede açıkça belirtilmiştir.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/25690 Karar : 2018/2757 Tarih28.02.2018


• HMK 128. Madde


• Süresinde Cevap Dilekçesi Verilmemesinin Sonucu


Davalı kadın, davaya cevap vermemiştir. Davaya süresi içinde cevap verilmemiş olması davacı tarafça dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların davalı yanca inkarı anlamına gelir (HMK m. 128). Dolayısıyla davalının usulüne uygun olarak dayanmadığı vakıalar hükme esas alınamaz ve davacıya kusur olarak yüklenemez (HMK m. 25/1). Bu durumda mahkemece davacı erkeğin tam kusurlu olduğuna yönelik tespit ve mahkemenin gerekçesi yerinde değil ise de; davalı kadının boşanmayı gerektirir kusurlu bir davranışı kanıtlanmadığından verilen ret kararı sonucu itibariyle doğru bulunmakla davacı erkeğin davanın reddine yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiş, ret gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek onanmasına (HUMK m. 438/son) karar verilmesi gerekmiştir.


SONUÇ :Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple hükmün kusur belirlemesine ilişkin gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 28.02.2018(Çrş.)


HMK Madde 129


1) Cevap dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:

a) Mahkemenin adı.

b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri; davalı yurt dışında ise açılan dava ile ilgili işlemlere esas olmak üzere yurt içinde göstereceği bir adres.

c) Davalının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.

ç) Varsa, tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.

d) Davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.

e) Savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.

f) Dayanılan hukuki sebepler.

g) Açık bir şekilde talep sonucu.

ğ) Davalının veya varsa kanuni temsilcisinin yahut vekilinin imzası.

(2) 121 inci madde hükmü cevap dilekçesi hakkında da uygulanır.


1086 sayılı Kanunun 200 üncü maddesindeki düzenlemeye karşılık gelen bu maddede, cevap dilekçesinde yer alması gereken hususlar, dava dilekçesine paralel olarak düzenlenmiştir.


YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/10109 Karar : 2017/972 Tarih : 13.02.2017


•HMK 129. Madde


•Cevap Dilekçesinin İçeriği


Dava yüklenicinin temlikine dayalı … iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davalı …, davaya cevap vermemiş, diğer davalı …, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


Bilindiği üzere HMK.nun 121 ve 129/… maddesi uyarınca taraflar dilekçelerinde ellerindeki delilleri sunmak ve başka yerden getirilecek delillerin bilgisini vermek zorundadırlar. Aynı Kanunun 140. maddesine göre, dilekçelerde eksik olan delillerin ve bu konudaki bilgilerin en geç ön incelemede sunulması veya verilecek kesin sürede tamamlanması gerekir.


Somut olayda, mahkemece taraflar dilekçelerinde gösterdikleri; ancak, henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları ve masrafını yatırmaları için iki haftalık kesin süre verilmiş, tanık listesinin verilmesi hususu gözardı edilmiştir.


Taraflar dava ve cevap dilekçelerinde tanık deliline dayandıklarına göre mahkemece, usulüne uygun şekilde tanıklarını bildirmesi için süre verilmesi, bildirdikleri taktirde tanıklarının dinlenmesi, daha sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmiştir.


SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ….480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


HMK Madde 131


1)Cevap dilekçesinin verilmesinden sonra, cevap süresi dolmamış olsa bile ilk itirazlar ileri sürülemez.


Davalının, cevap dilekçesi vermekle artık usulî itirazlarını bildirdiğini veya böyle bir itirazı olmadığını ve esasa girdiğini kabul etmek gerekir. Tereddütlerin de giderilmesi amacıyla, cevap dilekçesi verme süresi henüz dolmamış olsa bile, artık bundan sonra ilk itirazların ileri sürülemeyeceği açıkça belirtilmiştir.


YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/2135 Karar : 2015/7917 Tarih 8.06.2015


•HMK 131. Madde


•Cevap Dilekçesi Verilmesinin Sonucu


Davacı vekili, müvekkilinin “Y. A.Ş.-B. A. D.” isimli dizinin yapımcısı olarak hak sahibi olduğunu, bu projenin 2012 yılında hayata geçirildiğini ve MYNET isimli internet sitesinde yayınlandığını, davalıların ise bu projeyi sahiplenerek “Y. A.Ş.-Ç. B. H.” adıyla sinema filmi olarak yayınlamak üzere çekimlere başladığını, davalıların müvekkiline ait projeyi izinsiz olarak kullandıklarını, müvekkilinin bundan dolayı haklarının ihlal edildiğini ve zarara uğramasının söz konusu olduğunu ileri sürerek müvekkilinin eser sahipliğinden doğan mali ve manevi haklarına tecavüzün ref’ ini, Kültür Bakanlığı tarafından eser işletme belgesi verilmemesi ve filmin dağıtımının yapılmaması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir


Davalı vekili, davacının “Y. A.Ş.-B.A. D. isimli dizinin asıl hak sahibi olmadığını savunarak davanın husumetten reddini istemiştir. Cevap süresi içinde verdiği ikinci bir dilekçe ile de, Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin yetkili olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuştur.


Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davacının ticari sicil kaydındaki adresinin K. ilçe sınırları içerisinde kaldığı, dava dilekçesi ekindeki vekaletnamede de davacının adresinin K. A. Mahallesi olduğu, dolayısıyla davacı tarafın eser sahibi ya da bağlantılı hak sahibi olarak kabul edilse dahi davasını Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde ya da genel yetkili olan davalıların ikametgahının bulunduğu Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde açabileceği, davalı tarafın yetki itirazında gösterdiği yetkili mahkemenin Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine, karar kesinleştiğinde ve süresi içerisinde talepte bulunulması halinde dosyanın yetkili Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.


Dava, eser sahibinin mali ve manevi haklarına yapılan tecavüzün ref’i istemine ilişkindir. Mahkemece, davalının ek dilekçe ile yaptığı yetki itirazı süresinde kabul edilip, yetkisizlik kararı verilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 19/2. maddesinde yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının cevap dilekçesinde ileri sürülebileceği düzenlenmiştir. HMK’nın 116/a maddesi uyarınca da kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazı ilk itiraz olarak kabul edilmiştir. Yine, HMK’nın 131/1 maddesine göre cevap dilekçesinin verilmesinden sonra, cevap süresi dolmamış olsa bile ilk itiraz olan yetki itirazı ileri sürülemeyecektir. Söz konusu yasa hükümleri karşısında mahkemece, yazılı gerekçeyle yetkisizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.


HMK Madde 139


(1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir:

a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar.

b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları.

c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği.

ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği.


Bu maddeyle ön inceleme için bir oturum günü belirlenmesi, ön inceleme konusundaki bazı işlemlerin bu oturumda, iki taraf veya vekilleri huzurunda gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ön inceleme oturumu için gün tespiti, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra yapılacaktır. Özellikle, tarafların sulh olmalarını sağlamak; sulh olmayacaklar ise uyuşmazlık noktalarını tam olarak tespit edebilmek için, böyle bir oturuma ihtiyaç vardır. Ayrıca, usule ilişkin kararlar dosya üzerinden verilemiyorsa, bu oturumda incelenerek karara bağlanacaktır.



Ancak, ön inceleme oturumunun etkin bir şekilde yürütülmesi, tarafları bu oturuma gelmeye zorlayıcı tedbirlerin alınmasına, tarafların bu oturuma hazırlıklı gelmelerine, bu oturumun kötüye kullanılmasının önüne geçilmesine bağlıdır. Bu sebeple davette, oturuma sadece taraflardan biri gelirse, gelmeyen tarafın, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve kendisinin muvafakati olmasa da diğer tarafın iddia ve savunmasını genişletip değiştirebileceği belirtilecektir. Tüm bunlar gözetilerek ön inceleme oturumuna davet, ayrı bir maddede düzenlenmiştir. Bu davete rağmen, gelmeyen taraf, davetiyede belirtilen sonuçlarla karşılaşacaktır.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas: 2016/369 Karar: 2017/5005 Tarih: 02.05.2017


•HMK 139. Madde


•Ön İnceleme Duruşmasına Davet


Dava, 10.04.2014 tarihinde ikame edilmiştir. Davalı kadın usulüne uygun şekilde ön inceleme duruşmasına davet edilmeden, davalının yokluğunda, ön inceleme aşaması tamamlanarak tahkikat duruşmasına geçilmiş, tahkikat duruşma günü davalı kadına usulüne uygun şekilde davet edilmeyerek yapılmış, davalı tahkikat duruşmalarına katılmamış, yargılama davalının yokluğunda yapılarak hüküm kurulmuştur.


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 139. maddesi uyarınca davalının ön inceleme duruşmasına davet edilmesi yasal zorunluluk olup, aynı Kanunun 137/2. maddesine göre ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez. Davalının hukuki dinlenilme hakkı ( m. 27) kapsamındaki savunma hakkını kısıtlayacak şekilde yokluğunda ön inceleme aşamasının tamamlanarak, yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması usul ve yasava aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


HMK Madde 140/5


5) (Değişik:22/7/2020-7251/14 md.) 139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.


Taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir. Yargılamanın uzaması sebeplerinin başında, tarafların ellerinde bulunan delilleri sunmamaları ya da başka yerden getirilecekse gerekli açıklamaları yaparak masrafını vermemeleri gelmektedir. Zaman zaman tarafların bu konuda kötüniyetli olarak yargılamayı uzatıcı işlemler yaptıkları da görülmektedir. Beşinci fıkra ile bu sorun çözümlenmiş olacaktır.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/19522 Karar : 2018/7070 Tarih 31.05.2018


•HMK 140. Madde


•Ön İnceleme Duruşması


Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/l-(f) hükmü uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulünde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin, dava dilekçesinde belirtilmesi gerekir. Delillerin bildirilmesi hakkındaki bu düzenleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunun’da kabul edilen somutlaştırma yükünün de bir gereğidir. Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (HMK m.140/5). Bu madde metninde vurgulanması gereken husus ‘dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler (HMK m. 145).


Dava dilekçesinde davacı karşı davalı erkek, tanık delilline dayanmamış, nüfus kaydını delil olarak göstermiş, 09.12.2015 tarihli dilekçesi ile tanık bildirmiş, bildirilen bu tanıklar dinlenilerek davacı karşı davalı erkeğin davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Davacı karşı davalı erkek, dava dilekçesinde tanık deliline dayanmadığına göre dayanılmayan delilin bildirilmesi için ön inceleme aşamasında verilen süre sonuç doğurmaz ve bu tanıkların beyanları kusur belirlemesinde dikkate alınamaz (HGK 20.04.2016 tarih, 2014/695 ve 2016/522 karar sayılı kararı). Gerçekleşen bu durum karşısında mahkemece; yukarıda açıklanan sebeplerle,davalı-karşı davacı kadına yüklenecek kusurlu bir davranış ispatlanamadığından davacı-karşı davalı erkeğin davasının reddine karar verilmesi gerektiği halde, boşanma davasının kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.


HMK Madde 194


1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.

(2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.


Birinci fıkrada, somutlaştırma yükü düzenlenmiştir. Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir.



İkinci fıkrada, somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuştur. Dava açılırken ve cevap dilekçesi verilirken taraflar, dayandıkları vakıaların hangi delillerle ispat edileceğini de belirtmek zorundadırlar. Delil bir ispat aracı olarak, ileri sürülen bir vakıanın doğruluğunu ispat etmeye yarar. Dolayısıyla her bir vakıa bakımından o vakıayı ispata yarayan ispat araçlarının da belirtilmesi önemlidir.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/8563 Karar : 2017/15151 Tarih : 21.12.2017


•HMK 194. Madde


•Somutlaştırma Yükü ve Delillerin Gösterilmesi


Hukuk Muhakemeleri Kanunun`nun 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar tek tek sayılmıştır. 119.maddenin (1.) fıkrasının e bendinde “davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin”, f bendinde ise, “iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin” belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir.


Tarafların dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmaları gerekir.

Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur (HMK m.194).


Somut olayda davacı erkek dava dilekçesinde iddialarını ispata yarayacak hiçbir delil bildirmediği gibi, tanık deliline de dayanmamıştır. Bu sebeple davacı erkeğin tanıklarının beyanlarına itibar edilerek hüküm kurulamaz. Açıklanan sebeplerle davacı erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.


HMK Madde 316


(1) Basit yargılama usulü, kanunlarda açıkça belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır:

a) Sulh hukuk mahkemelerinin görevine giren dava ve işler.

b) Doğrudan dosya üzerinden karar vermek konusunda kanunun mahkemeye takdir hakkı tanıdığı dava ve işler.

c) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti gibi geçici hukuki koruma talepleri ile deniz raporlarının alınması, dispeççi atanması talepleri ve bunlara karşı yapılacak olan itirazlar.

ç) Her çeşit nafaka davaları ile velayet ve vesayete ilişkin dava ve işler.

d) Hizmet ilişkisinden doğan davalar.

e) Konkordato ve sermaye şirketleri veya kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin açılacak davalar.

f) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.

g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler.


Maddede, yazılı yargılama usulü dışında kalması gereken, daha kısa ve basit şekilde sonuçlanmasında yarar bulunan dava ve işlerin basit yargılama usulüne tâbi tutulması amaçlanmıştır.



YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/23821 Karar : 2017/318 Tarih : 12.01.2017


•HMK 316. Madde


•Basit Yargılama Usulüne Tabi Dava ve İşler


Nafaka davaları basit yargılama usulüne tabidir (HMK m.316/1-ç).

Basit yargılama usulünde yapılan ilk duruşmada dava hakkında hüküm verilmeyen durumlarda, ön inceleme duruşması için taraflar duruşmaya davet edilir, ön inceleme ve tahkikat aşamaları kanuna uygun tamamlanarak karar verilir. Mahkemece, ilk duruşma günü ve dava dilekçesi aynı tebligat ile davalıya tebliğ edilmiş, davalı ilk duruşma günü için mazeret dilekçesi vermiş ve mazereti 07/07/2015 tarihli celsede kabul edilmiştir.


Davalıya sonraki duruşma günü tebliğ edilmemiş, 17/11/2015 tarihli duruşmada usulüne uygun olmadan ön inceleme duruşması yapılmış, tahkikata geçilmiş davacı tanığı da dinlendikten sonra karar verilmiştir. Taraflar ön inceleme ve tahkikat aşamalarına usulüne uygun davet edilerek ön inceleme ve tahkikat aşamaları kanuna uygun olarak tamalanarak, gösterdikleri takdirde tarafların delilleri de toplanarak hasıl olacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, bu işlem ve aşamalar tamamlanmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.


SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.


HMK Madde 317


(1) Dava açılması ve davaya cevap verilmesi dilekçe ile olur.


(2) Cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak mahkeme durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek bir süre verebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir.


(3) Taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremezler.


(4) Dava ve cevap dilekçeleri yönetmelikte belirlenecek formun doldurulması suretiyle de verilebilir.


Birinci fıkrada, günümüz şartları itibarıyla, her yerde dilekçe yazmanın ve yazdırmanın kolay bir iş hâline gelmesi karşısında, davanın dilekçe ile açılması ve dilekçe ile cevap verilmesi kuralı uygun bulunmuştur.


İkinci fıkrada cevap süresi düzenlenmiş, belirtilen süre içinde cevap dilekçesinin hazırlanması mümkün olmazsa bir defaya mahsus sürenin uzatılabileceği kabul edilmiştir. Cevap ek süresinin verilmesi için de, davalının cevap süresinde mahkemeye başvurusu aranmıştır. Ek cevap süresi talebi hakkında tarafların durumdan haberdar edilmesi de fıkrada yer almıştır. Böylece taraflar, bu konuda üzerlerine düşeni gecikmeden yerine getirebileceklerdir. Cevabın mümkün olduğunca yargılamayı uzatmadan verilmesinin sağlanması için, böyle bir düzenleme yapılmıştır.


Üçüncü fıkrada, yazılı yargılama usulüne göre, basit yargılama usulüne tabi davaların daha kısa sürede sonuçlanmasını sağlamak amacıyla, dilekçelerin verilmesi aşamaları kısaltılmış, tarafların yalnızca dava ve cevap dilekçeleri verebilecekleri, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerini veremeyecekleri açıkça düzenlenmiştir.


YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/13091 Karar 2014/15948 Tarih3.06.2014


•HMK 317. Madde


Alacaklı tarafından borçlu şirket aleyhine bonolara dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibinde, keşideci şirket vekili, usulsüz tebligat şikayeti ile birlikte takip dayanağı bonodaki imzanın şirket yetkilisine ait olmayıp, İ…G… isimli şahsa zorla imzalattırıldığını ileri sürerek borca itiraz ettiği, mahkemece, usulsüz tebligat şikayetinin kabulüne, ancak Menderes 1. Noterliğince düzenlenen ve borçlu şirket yetkilisince İ.G. vekil tayin edildiği, vekalette vekilin borçlandırma yetkisinin olmadığı belirtilmişse de anılan vekaletnameye istinaden söz konusu kişinin bonoyu imzaladığı, dolayısıyla İdris`in yetkisinin olmadığının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanımı olduğundan bahisle borca itirazın reddine karar verildiği görülmektedir.


Türk Borçlar Kanunu`nun 504.maddesi gereğince vekilin kambiyo taahhüdünde bulunabilmesi için özel yetkiyi haiz olması gerektiği gibi, ticari vekilin böyle bir taahhüt altına girmesi de aynı Kanunun 551.maddesinde özel yetkinin bulunması koşuluna bağlanmıştır.


Somut olayda takip dayanağı bonodaki imzanın şirket yetkilisi H…G…‘ye ait olmayıp İ…G…‘ye ait olduğu tarafların kabulündedir. Menderes 1. Noterliğinin 08.08.2011 tarih ve 6898 yevmiye no’lu vekaletnamesi ile şirket yetkilisince İ…G…`ye, üçüncü kişilerle şirket ve iştigal konuları ile ilgili her türlü sözleşme yapma yetkisi verilmiş ise de, kambiyo taahhüdüne ilişkin açıkça bir yetkinin olmadığı görülmektedir.

Öte yandan takibe konu senedi imzalayan İ.G., verilen vekalete göre TBK`nın 548 ve devamı maddelerinde öngörülen ticari temsilci de değildir. Her ne kadar ticari temsilcinin (yani ticari mümessil) kambiyo taahhüdünde bulunmaya yetkisi varsa da, limited şirketlerde ticari temsilciyi atama yetkisi genel kurula ait olup somut olayda böyle bir durum da söz konusu değildir.


Diğer taraftan, icra mahkemeleri İİK’nın 18.maddesi delaletiyle 6100 sayılı HMK`nın 316-322. maddeleri arasında düzenlenen basit yargılama usulüne göre yargılama yapar. İcra mahkemelerinin kuruluş amacı, icra organlarınca yürütülen cebri icra yetkisinin, hukuka ve kanuna uygunluğunu, icra ve iflas hukuku çerçevesinde denetlemektir. İcra dairelerinin işlemleriyle ilgili olarak yapılan şikayet ve itirazlara ilişkin uyuşmazlıkları sınırlı ve biçimsel olarak incelemek ve en seri şekilde karara bağlamak icra mahkemelerinin görevidir. Bu nedenle icra mahkemelerinin yargılama yetkileri, genel mahkemelere göre sınırlıdır. Ekseriyetle sadece yazılı belge üzerinden inceleme yaparak uyuşmazlığı çözüme kavuşturmak zorundadırlar. Yetkisi sınırlı icra mahkemesi, sadece itiraz konusu kambiyo senedi ile ilgili imza incelemesi yaptırıp sonucuna göre bir karar vermekle yükümlüdür.

Bu durumda kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi olmayan vekilin imzaladığı bonodan dolayı borçlu şirket sorumlu tutulamayacağından mahkemece borca itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi isabetsizdir.


Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.


HMK Madde 318


Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır.


Maddede hem özel olarak sayım hem de genel atıf söz konusudur. Özel olarak sayılanlar dışında, kendi özel hükümlerinde basit yargılama usulünün uygulanacağı ya da 1086 sayılı Kanun dikkate alınarak seri ve sözlü yargılama usulünün uygulanacağı belirtilen dava ve işlerin de basit yargılama usulüne tâbi olacağı öngörülmüştür. Böylece yeni düzenlemeyle bir boşluğun doğması ve tereddüt edilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.


YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/10592 Karar : 2016/3731 Tarih : 9.05.2016


•HMK 318. Madde


•Delillerin İkamesi


…Somut olayda davalı … in kefilliğine ilişkin kira sözleşmesi, 6098 Sayılı TBK`nun yürürlüğe girmesinden sonra imzalanmış olduğundan, kefaletin şekil şartları 6098 Sayılı TBK hükümlerine tabidir. Kira sözleşmesinde, kefilin sorumlu olduğu miktar, kefalet tarihi ve müteselsilen kefil olduğuna ilişkin açıklamalar kefilin el yazısı ile belirtilmediğinden, yasal şekle uygun verilen bir kefillik söz konusu olmadığından, davalının kefaleten borçtan sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu nedenle davalı … hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.


Öte yandan, davalılar vekili 17/06/2015 tarihli dilekçesinde; ekli dekontlara göre davacı alacaklıların banka hesaplarında mevcut olan ödemelerinin bulunduğunu belirtmiş olup mahkemece H.M.K. 318 ve devamı maddeleri gereğince talep doğrultusunda araştırma yapılmadan karar verilmiştir. Ödeme belgesi borcu söndüren belge niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi olarak değerlendirilemez. Yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir. Mahkemece davacılara ait banka hesabına ilişkin takibe konu dönemi kapsayan hesap ekstresi getirtilerek incelenmesi ve gerekirse hesap uzmanı bilirkişiden davalı kiracının ödeme yönündeki savunmasına ilişkin olarak rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.



Karar bu nedenlerle bozulmalıdır.


SONUÇ :Yukarıda açıklanan 1. bentte yazılı nedenlerle kararın tahliyeye ilişkin kısmının ONANMASINA, 2. bentte yazılı nedenlerle kararın alacağa ilişkin kısmının BOZULMASINA ve onanan kısım için aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenden alınmasına, 09.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


HMK Madde 320


(1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.

(2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.

(3) Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir.

(4) Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır.


Birinci fıkra ile, bazı, basit yargılama usulüne tâbi dava ve işlere dosya üzerinden de karar verilmesi mümkün hâle getirilmiştir. Hatta basit yargılama usulüne tâbi dava ve işler sayılırken bu durum ayrıca bir bentte düzenlenmiştir. Bu sebeple, dilekçelerin verilmesi aşamasından sonra, dilekçeler ve dosyada yer alan deliller yeterli görülüyorsa, ayrıca ön inceleme yapmadan ve duruşma açmadan da karar verilebilir. Bir tereddüt olmaması için, bu husus birinci fıkrada açıkça belirtilmiştir.


İkinci fıkrada, yazılı yargılama usulünde yer alan ön inceleme aşamasının yerine geçecek olan, ilk duruşmada nelerin yapılacağı belirtilmiştir. Basit yargılama usulünde ilk duruşma, yazılı yargılamadaki ön inceleme aşamasının yerini almıştır. Bu duruşmada, daha önce dosya üzerinden karar verilmemişse, usule ilişkin (dava şartları ve ilk itirazlarla ilgili) hususlarla hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerine ilişkin hususlarda tarafların dinlenmesi; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti yapılacaktır. Uyuşmazlık konularının tespit edilmesinden sonra hâkim, tarafları sulhe yahut arabuluculuğa teşvik edecek, tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların neler olduğu tutanağa yazılacak ve tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanacaktır. Tahkikat, bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülecektir.


Üçüncü fıkra, tahkikatın basit yargılama usulünde nasıl yürütüleceğini belirtmektedir. Tahkikat işlemleri kural olarak yazılı yargılama usulüne göre yapılacaktır. Ancak burada bazı önemli farklılıklar kabul edilmiştir. Tahkikatın kısa sürede tamamlanması için tahkikat işlemlerinin ilk oturum hariç iki duruşmada, toplam üç oturumda tamamlanması ilkesi kabul edilmiştir. Duruşmaların arası da en fazla bir ay olmalıdır. Böylece, hâkimin dosyadan uzaklaşmadan daha çabuk inceleme yapıp sağlıklı bir karar vermesi de mümkün olabilecektir. Bununla birlikte, işin niteliğine göre, hâkimin, bir aydan sonraya oturum günü koyup üçten fazla duruşma yapması da mümkün kılınmıştır. Ancak bu durum istisna olarak kabul edilmiş olup, hâkimin zorunluluklar dışında bu yola başvurmaması için, gerekçesini belirtmesi gerekir. Bu şekilde yazılacak gerekçede de soyut ve genel açıklamalar değil, somut ve olaya uygun vakıalar açıklanmalıdır.


Basit yargılama usulüne tâbi davaların kısa sürede tamamlanmasını sağlamak ve davayı uzatıcı işlemler konusunda da daha titiz davranılmasını temin etmek amacıyla, dördüncü fıkradaki kural benimsenmiştir. Bu kural gereğince, basit yargılama usulünde, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır. Böylece, en fazla bir kez, dosyanın işlemden kaldırılmasına imkân tanınmış, tekrarı hâlinde davanın açılmamış sayılması kuralı kabul edilmiştir.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/2064 Karar : 2017/5669 Tarih : 20.06.2017


•HMK 320. Madde


•Ön İnceleme ve Tahkikat


Dava dilekçesinde, siteye yönetici atanması istenilmiştir. Mahkemece 27/09/2013 tarihinde takip edilmemesi nedeni ile müracaata bırakılan ve üç aylık yasal süresi içerisinde yenilenmeyen davanın HMK`nın 150 ve 320/4. maddeleri uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.


Dava, davacının kat maliki bulunduğu siteye yönetici atanması istemine ilişkin olup, mahkemece davanın takipsiz bırakılması ve süresinde yenilenmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Mahkeme duruşma gününü bildiren tebligatın davacıya “muhatabın geçici olarak çarşıya gittiğini, muhattapla çalıştığını beyan eden ehil ve reşit işçisi Abidin Bulut imzasına” tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Tebligatın aynı konutta ikamet etmediği ve davacının çalışanı olmadığı anlaşılan Abidin Bulut`a tebliği usûlsüz olup Tebligat Kanununun 16. maddesine ve Tebligat Tüzüğüne göre geçerli bir tebligat sözkonusu değildir. Duruşma gününün davacı yana usûlune uygun olarak tebliği ile varılacak sonuç çevresinde bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece usulsüz tebligat esas alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi bozma nedenidir.


SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 20/06/2017 günü oy birliği ile karar verildi.




264 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

FASILALI ÇALIŞMA Aralıklı çalışmalarda kıdem tazminatı hesaplaması yapılırken kural olarak aralıklı çalışmaların birleştirilmesi gereklidir. Ancak işçinin kıdem tazminatına hak kazanmadığı zamanlar di