Davacının müterafık/ortak kusuru yok ise haksız haciz zararından hakkaniyet indirimi yapılamaz

Davacının Müterafik (ortak) kusuru bulunmaması halinde haksız haciz nedeniyle oluşan zarar miktarından TBK’nın 51 ve 52. maddeleri gereğince uygun miktarda indirim yapılmasına gerek yoktur.

Karar İçeriği

Hukuk Genel Kurulu

2017/1502 E. , 2020/753 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrasında direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılmayacağı düzenlendiğinden davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 21.02.2011 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalının İstanbul ili Maltepe ilçesindeki işyerini 01.09.1996 tarihli kira sözleşmesi ile kiraladığını ve bu işyerinde ayakkabı satışı yaptığını, 01.05.2001 tarihinde kira sözleşmesinin yenilendiğini, davalının fahiş kira artırım talebi müvekkili tarafından yerine getirilmediği için davalı tarafından önce Kartal 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2004/638 E. sayılı dosyası ile ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açıldığını, mahkemece davanın reddine karar verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, davalının bir süre sonra Kartal 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/512 E. sayılı dosyası ile tahliye davası açtığını, bu davanın uzun sürmesi nedeniyle bir an önce tahliyeyi sağlamak için 80.652,96TL kira farkı alacağı olduğu iddiasıyla Kartal 4. İcra Müdürlüğünün 2009/843 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, ödeme emrini müvekkiline usulüne uygun olarak tebliğ ettirmeden takibi kesinleştirdiğini ve müvekkilinin işyerindeki 46.900,00TL değerindeki bütün ayakkabıları haczettirip muhafaza altına aldırdığını, ayrıca müvekkilinin sahibi olduğu meskenine ve bankalardaki hesaplarına haksız olarak haciz koyarak ticari faaliyetinin bitmesine sebep olduğunu, Kartal 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/133 E., 2010/219 K. sayılı dosyası ile açtıkları takibin iptali davasında, mahkemece haczin haksız olduğu kabul edilerek icra dosyasında yapılan tüm işlemlerin iptaline karar verildiğini, kesinleşen bu karar ile haczin haksız olduğunun sabit olduğunu, ayrıca haczedilip muhafaza altına alınan ayakkabıların ihalesi ile ilgili olarak Kartal 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2010/253 E., 2010/604 K. sayılı kararı ile ihalenin feshine karar verildiğini ve muhafaza altına alınan ayakkabıların yedieminde kaldığını, haksız haciz nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, ticari itibarının zedelendiğini, iş yaptığı ve kendi çevresindeki kişilere karşı küçük düştüğünü, ticari faaliyetine devam edemediği için borçlarını ödeyemediğini, aleyhine icra takipleri yapıldığını, ekonomik yönden mahvolmasına sebebiyet verildiğini ileri sürerek 46.900,00TL haczedilen ayakkabı bedeli, 2.990,00TL taşınmaz tahliye edildiği halde ödenen kira bedeli, 5.290,00TL vitrin bedeli, 2.000,00TL depozito bedeli olmak üzere toplam 57.180,00TL maddi ve 15.000,00TL manevi tazminatın haciz tarihinden (05.01.2009) itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 08.04.2011 havale tarihli cevap dilekçesinde; davacının 01.05.2001 tarihli kira sözleşmesi ile müvekkilinin kiracısı olduğunu, Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/627 E., 2008/920 K. sayılı kararı ile aylık kira bedelinin 01.05.2005 tarihinden itibaren 4.000,00TL’ye çıkarıldığını ve bu kararın kesinleştiğini, yine müvekkilinin ve dava dışı diğer hissedarların ihtiyacı sebebi ile tahliye davası açıldığını ve Kartal 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/512 E., 2008/1581 K. sayılı kararı ile tahliye kararı verildiğini ve kararın kesinleştiğini, kesinleşmiş kira tespiti kararı olduğu hâlde davacının aylık kira bedellerini eksik ödemeye devam ettiğini, eksik ödenen kira alacakları yönünden Kartal 4. İcra Müdürlüğünün 2009/843 E. sayılı dosyası ile davacıya ödeme emri gönderildiğini, ödeme emrinin davacıya 29.01.2009 tarihinde tebliğ edildiğine dair tebligat parçası dosyaya eklenerek takibin kesinleşmesi üzerine 24.02.2009 tarihinde davacının adresine fiilen hacze gidildiğini ve 46.900,00TL değerinde menkul mal haczedilerek muhafaza altına alındığını, bunun üzerine davacının usulsüz tebligat şikayeti ile dava açtığını, yapılan yargılama neticesinde tebligatın usulsüzlüğüne karar verildiğini ve öğrenme tarihinin 24.02.2009 olduğunun kabul edildiğini, ayrıca karar tarihine kadar dosyada yapılmış tüm işlemlerin geçersiz sayılmasına karar verildiğini, davacının bedelini talep ettiği menkullerini (ayakkabı) icra dairesine müracaat ettiğinde geri almadığını, hâlen de bu menkullerin yediemin deposunda beklediğini, bedeli talep edilen vitrinin müvekkiline ait olduğunu, davacının depozito ve kira bedeli talebinin de yerinde olmadığını, haksız bir icra takibi veya müvekkilinin kusuru ile yapılmış bir işlem olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı 6. İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.11.2013 tarihli ve 2013/182 E., 2013/451 K. sayılı kararı ile; haksız yere malı haczedilen kişinin bu yüzden doğan gerçek zararının ödetilmesini isteyebileceğinin 22.04.1974 tarihli ve 5/7 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile kabul edilmiş olduğu, dosyaya sunulan bilirkişi raporunun mahkemece benimsendiği, bilirkişi raporunda mahcuz ayakkabılar üzerindeki haciz kaldırılmasına rağmen davacının ayakkabıları teslim almayarak zararın artmasına neden olduğu için ayakkabı bedelinden indirim yapılması gerektiği belirtilmiş ise de; yediemin deposundaki ayakkabılar için yediemin ücreti ödenmesi gerekmekte olup davacıdan hukuka aykırı olarak haczedilen malları için yediemin ücreti ödemesinin beklenemeyeceği, yediemindeki malları davacı borçluya teslim etme yükümlülüğünün malları hukuka aykırı olarak haczettiren davalıya ait olduğu, bu nedenle tazminat miktarından indirim yapılmadığı, Yargıtay kararlarında bir kimsenin mallarının haksız yere haczedilmesinin o kimsenin şeref ve haysiyetini ihlal eden, kişilik haklarına saldırı teşkil eden ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 49. maddesi gereğince manevi tazminat ile sorumlu tutulmayı gerektiren davranış olarak kabul edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 54.043,00TL maddi tazminatın 46.900,00TL’sinin 24.02.2009 (haciz) tarihinden 7.143,00TL’sinin 05.01.2010 (tahliye) tarihinden itibaren, 10.000,00TL manevi tazminatın ise 24.02.2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 02.12.2014 tarihli ve 2014/5222 E., 2014/16464 K. sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; a)Dava, haksız hacizden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya içeriğinden; davalı tarafından davacı aleyhine Kartal 4. İcra Müdürlüğü’nün 2009/843 sayılı takip dosyası ile Mayıs 2006-Ocak 2009 arası aylarına ilişkin enflasyon farkına yönelik kira alacağının tahsili için icra takibi yapıldığı, takibin usulsüz ödeme emri tebligatı ile kesinleştirilerek davacıya ait işyerinde 24/02/2009 tarihinde 46.900,00 TL değerindeki ayakkabıların haczedilerek muhafaza altına alındığı anlaşılmaktadır. Kartal 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/133 Esas, 2010/219 Karar sayılı kararı ile icra dosyasında ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğine ilişkin şikayetin kabulüne, öğrenme tarihi olarak bildirilen 24/02/2009 tarihinin tebliğ tarihi olarak kabulüne ve bu aşamaya kadar yapılan tüm işlemlerin geçersiz sayılmasına karar verilmiş, karar 16/03/2009 tarihinde kesinleşerek, menkuller üzerindeki haciz 23/03/2010 tarihinde kaldırılmıştır. Haczin kaldırılmasına rağmen davacı haczedilen ayakkabıları teslim almamıştır. Ayakkabıları teslim almayarak zararın artmasında davacının da müterafik (bölüşük) kusuru bulunduğu açık olup, haksız haciz nedeniyle oluşan zarar miktarından BK. 43 ve 44 maddeleri gereğince uygun miktarda indirim yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. b)Davacı dava dilekçesinde; kiraladığı işyerini 05/01/2010 tarihinde tahliye ettiğini belirterek kira sözleşmesi uyarınca teminat olarak verdiği 4200 DM depozito karşılığı 2000,00 TL’nin iadesini istemiş, mahkemece bilirkişi raporunda hesap edilen 4.651,31 TL’nin iadesine karar verilmiştir. HMK’nun 26. maddesinde (HUMK m. 74.) düzenlenen taleple bağlılık ilkesi gereğince hakim, tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olup talepten fazlasına hükmedemez. Mahkemece açıklanan olgu ve yasal düzenleme göz ardı edilerek talepten fazlasına hükmedilmiş olması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.10.2015 tarihli ve 2015/255 E., 2015/325 K. sayılı kararı ile; bozma ilamının (2-b) bendine uyulmasına karar verilmiş, (2-a) bendi yönünden ise önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, haksız haciz nedeniyle oluşan zarar miktarından Borçlar Kanunu’nun 43 ve 44. maddeleri gereğince uygun miktarda indirim yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Görülmekte olan davanın hukuksal dayanağı haksız fiildir. Bu nedenle, haksız fiil kavramı ile bu hukuki müessesenin kanuni düzenlemeleri üzerinde durulmasında yarar vardır. 13. Haksız fiilden doğan borçlar; 818 sayılı BK’nın 41–60., 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 49–76. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 14. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın “Mesuliyet şeraiti” başlıklı 41. maddesinde; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” hükmü yer almaktadır. 15. Haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Bir haksız fiil sonucu zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu olan kimseden veya kimselerden talep edebilir. 16. Haksız fiilden söz edilebilmesi için BK’nın 41. maddesine göre şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, bu fiili işleyen kusurlu olmalı, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalı ve sonuçta doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilin varlığından söz edilemez. 17. Bu aşamada müterafik (ortak) kusur kavramından da bahsedilmesi yararlı olacaktır. 18. Sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmeseydi, zarar gören hangi durumda bulunacaksa o durumun yeniden kurulmasıdır. Başka bir deyişle maddi tazminat zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamalı ve zararın tamamını gidermelidir. Zira tazminatın amacı, zarar vereni cezalandırmak veya zarar göreni zenginleştirmek değildir. Ancak zararlı sonucun doğmasına zarar veren yanında zarar görenin kusuru veya bazı durum ve davranışları ya da umulmayan olaylar da katkıda bulunmuşsa tazminattan belirli bir indirim yapılması hakkaniyete daha uygun düşmektedir. Bu düşünce ile tazminattan indirim sebepleri 818 sayılı BK (6098 sayılı TBK) ve diğer bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir. 19. Tazminattan indirim sebeplerinin en önemlileri 818 sayılı BK’nın 43 ve 44. (6098 sayılı TBK’nın 51 ve 52.) maddelerinde belirtilen sebeplerdir. Tazminattan indirim sebepleri, özel hükümler mevcut olmadıkça akdi sorumlulukta da uygulanacaktır. Zira 818 sayılı BK’nın 98. (6098 sayılı TBK’nın 114.) maddesi delaletiyle haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerinde de uygulanacaktır. 20. 818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesinin 1. fıkrası; “Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hâkim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere bu fıkra daha çok zarar görenle ilgili olup “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” yönündeki genel hukuk ilkesine uygun olarak düzenlenmiştir. Buna göre zarar görenin rızası ile zarar görenin kendi kusuru tazminattan indirim sebebi olarak öngörülmüştür. 21. Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru; akıllıca iş gören mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Zarar görenin kusuruna ortak kusur, birlikte kusur veya müterafik kusur da denilmektedir (Tandoğan, H.: Türk Mesuliyet Hukuku, Ankara 1961, s. 318.). 22. Müterafik (ortak) kusur, makul bir kimsenin kendi yararına sakınmak zorunda olduğu düşüncesiz, dikkatsiz bir hareket tarzıdır. Müterafik (ortak) kusur kasti olabileceği gibi ihmal şeklinde de ortaya çıkabilir. Zarar görenin müterafik (ortak) kusuru tespit edilirken, aynen zarar verenin kusurunda olduğu gibi objektif kusur kriterlerine başvurulmalı, yani objektifleştirilmiş kusur kavramı esas alınmalıdır. Zarar görenin müterafik (ortak) kusuru illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise zarar veren sorumluluktan kurtulacak ve tazminat ödemeyecektir. Buna karşılık zarar görenin müterafik (ortak) kusuru bu yoğunlukta değilse ortak sebep olarak tazminattan indirim sebebi teşkil edecektir. Zira bu hâlde zarar görenin kusuru, diğer ortak sebepler arasında kısmi bir sebep olarak zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunmuştur (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2019, s. 866-867). Başka bir deyişle zarar görenin davranışının illiyet bağını kesecek yoğunlukta olup olmadığı tespit edildikten sonra zarar görenin müterafik (ortak) kusuru belirlenerek sorumluluk paylaştırılıp tazminattan indirim yapılacaktır. 23. Tüm bu açıklamalar ve ortaya konulan yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının, davalının işyerini 01.09.1996 tarihli kira sözleşmesi ile kiraladığı ve bu işyerinde ayakkabı satışı yaptığı, davalı tarafından davacı aleyhine 80.652,96TL kira farkı alacağı için Kartal 4. İcra Müdürlüğünün 2009/843 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, icra takibinin kesinleştirilmesi üzerine davacının işyerinde 46.900,00TL değerindeki ayakkabıların haczettirilip muhafaza altına alındığı, davacının Kartal 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/133 E., 2010/219 K. sayılı dosyası ile yaptığı şikayet talebi üzerine mahkemece, ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiği tespit edilerek icra dosyasında yapılan tüm işlemlerin geçersiz sayılmasına karar verildiği, ayrıca ayakkabıların satışı ile ilgili ihalenin feshi davasında da ihalenin feshine karar verildiği, böylelikle haksız olarak haczedilen ve muhafaza altına alınan ayakkabıların yedieminde kaldığı anlaşılmaktadır. 24. Yediemin deposundaki ayakkabıların teslim alınması için yediemin ücreti ödenmesi gerekmekte olup, davalı alacaklının başvurusu ile davacının ayakkabılarının haksız bir şekilde haczedilip muhafaza altına alınarak yediemine teslim edildiği ve icra mahkemesince, yapılan haciz ve muhafaza işlemlerinin geçersiz sayılmasına karar verildiği göz önüne alındığında, hukuka aykırı olarak haczedilen malları teslim alması için davacının yediemin ücreti ödemesi beklenemeyeceğinden, yediemin ücretini ödeyerek ayakkabıları teslim alma yükümlülüğü davacıya ait değildir. Yediemindeki malları davacı borçluya teslim etme yükümlülüğü malları hukuka aykırı olarak haczettiren davalıya aittir. Böylelikle zarar verici olay meydana gelmeseydi, zarar gören hangi durumda bulunacaksa o durumun yeniden kurulması sağlanmış olacaktır. Bu nedenle ayakkabıları teslim almayarak zararın artmasında davacının müterafik (ortak) kusuru bulunmamaktadır ve haksız haciz nedeniyle oluşan zarar miktarından BK’nın 43 ve 44. maddeleri gereğince uygun miktarda indirim yapılmasına gerek yoktur. 25. Hâl böyle olunca, yerel mahkemenin yukarıda açıklanan hususlara değinen direnme kararı yerindedir. 26. O hâlde, usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Aşağıda dökümü yazılı (2.462,15TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici 3.” maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.10.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

FASILALI ÇALIŞMA Aralıklı çalışmalarda kıdem tazminatı hesaplaması yapılırken kural olarak aralıklı çalışmaların birleştirilmesi gereklidir. Ancak işçinin kıdem tazminatına hak kazanmadığı zamanlar di