Davayı İhbar ve Davaya Müdahale

Güncelleme tarihi: Oca 12

Davanın İhbarı ve Davaya Müdahale

Davayı ihbar ve davaya müdahale HMK 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68,69 ve 70.maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;


1-) Davayı ihbarın şartları

Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.

Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir.


2-) İhbarın şekli

İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir.

Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez.


3-) Davayı ihbarda bulunulan kişinin durumu

Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir.


4-) Davayı ihbarın etkisi

İhbar edilen davada verilen hükmün ihbar eden kişiye etkisi hakkında 69 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyasen uygulanır.


5-) Davaya asli müdahale

(1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.

(2) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır.


6-) Davaya Fer’î müdahale

Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir.


7-) Fer’î müdahale talebi ve incelenmesi

(1) Müdahale talebinde bulunan üçüncü kişi, yanında katılmak istediği tarafı, müdahale sebebini ve bunun dayanaklarını belirten bir dilekçeyle mahkemeye başvurur.

(2) Müdahale dilekçesi, davanın taraflarına tebliğ edilir. Mahkeme, gerekirse taraflarla birlikte üçüncü kişiyi de dinlemek üzere davet eder, gelmeseler dahi müdahale talebi hakkında karar verir.


8-) Fer’î müdahilin durumu

(1) Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir.

(2) Mahkeme, katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğ eder.


9-) Fer’î müdahalenin etkisi

(1) Müdahilin de yer aldığı asıl davada hüküm, taraflar hakkında verilir.

(2) Fer’î müdahilin, tarafla rücu ilişkisinde, asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak, müdahil, zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkânlarını kullanmasını engellediğini ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkânlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığını belirterek, yanında katıldığı tarafın yargılamayı hatalı yürüttüğünü ileri sürebilir.


10-) Cumhuriyet savcısının davada yer alması

(1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça öngörülen hâllerde, hukuk davası açar veya açılmış olan hukuk davasında taraf olarak yer alır.

(2) Cumhuriyet savcısı, resmî dairenin bildirimine rağmen dava açmaz ise ihbar eden resmî daire, Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza merkezine en yakın kıdemli asliye hukuk mahkemesi hâkimine itiraz edebilir. Bu hususta 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 172 ve 173 üncü maddeleri kıyasen uygulanır.

(3) Cumhuriyet savcısının yer aldığı dava ve işler üzerinde taraflar serbestçe tasarruf edemezler.




Davaya Müdahale – Davayı İhbar Emsal Yargı Kararları-İçtihatlar

Danıştay & Yargıtay Kararları


Danıştay 13. Dairesinin 03/07/2014 tarih ve E.2014/1271; 11/09/2014 tarih ve E.2014/570; aynı gün ve E.2014/770; E.2014/2414 sayılı kararları ;

Temyiz ve karar düzeltme aşamasında müdahale talebinde bulunulup bulunulamayacağı konusunda Danıştay’ın farklı kararları bulunmaktadır. Müdahale isteminin kabulü yönünde verilen kararlarda, temyiz ve karar düzeltme aşamasında dosyanın çözümüne yönelik olarak ara kararları yapıldığı ve ara kararlarına verilen yanıtlar üzerine ilk derece mahkemesi kararlarının onandığı veya bozulduğu, ayrıca İYUK’un 20 nci maddesinde düzenlenen “re’sen araştırma ilkesi” göz önünde bulundurularak, hukukî yararının bulunması kaydıyla, kanun yolu dahil olmak üzere davanın her aşamasında müdahale talebinde bulunulabileceği gerekçesiyle, müdahale talebinin kabulüne karar verilmiştir.


Danıştay 13. Dairesinin yukarıda belirtilen kararları ile birlikte, 13/02/2014 tarih ve E.2013/2366 sayılı kararı.

Ancak, söz konusu kararlardaki karşı oylarda, “idari yargılama usulünde tahkikat aşamasının dosyanın tekemmülünden, davanın ilk derece mahkemesi tarafından hükümle sonuçlanmasına kadar geçen sürede cereyan ettiği, temyizde tahkikat aşamasının söz konusu olmadığı” gerekçesiyle temyiz aşamasında davaya müdahalenin mümkün olmadığı belirtilmiştir.Danıştay’ın, temyiz aşamasında müdahale isteminde bulunulamayacağı gerekçesiyle müdahale isteminin reddi yönünde kararları da bulunmaktadır.


Danıştay 10. Dairesinin 25/04/2014 tarih ve E.2012/6950, K.2014/2676; 28/05/2014 tarih ve E.2011/3958, K.2014/3526 sayılı kararları

Danıştay 10. Dairesinin 27/03/2014 tarih ve E.2014/905, K.2014/1941 sayılı kararı

‘’Görülmekte olan (derdest) bir davada verilecek karar sonucunda hukukî yararı bulunan üçüncü kişinin müdahil olabilmesi için, yanında katılabileceği bir tarafın da bulunması gerekmektedir. Konuyla ilgili olarak somut olayda, otopark içerisindeki işletmenin alt kiracısının tahliye edilmesi yönündeki Kaymakamlık işleminin iptali istemiyle açılan davada verilen karar taraflarca temyiz edilmemiştir. Ancak, bu davada büyükşehir belediyesince yapılan davaya katılma ve kararın bozulması istemi hakkında Danıştay, “Üçüncü kişilerce, ancak kanun yolu aşamasında taraflardan biri yanında katılma isteminde bulunulabilecektir. Taraflarca kanun yoluna başvurulmamış ise, üçüncü kişilerin, yanında katılma isteminde bulunabilecekleri bir “taraf”tan da söz edilemeyecektir.” gerekçesiyle müdahale isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Aynı kararda, taraflarca yapılmış bir temyiz başvurusu bulunmadığından, temyiz isteminin de incelenmeksizin reddi gerektiği belirtilmiştir.’’



Danıştay 5. Dairesinin 02/07/2013 tarih ve E.2013/399 sayılı kararı

‘’Fer’î müdahil dilekçesi verildiği esnada görülmekte iken, henüz müdahale hakkında karar verilmeden önce yanında katıldığı tarafın davadan feragat etmesi hâlinde, artık yanında katılacağı taraf olmayacağından fer’î müdahale isteminin de reddedilmesi gerekecektir.’’


Danıştay 6. Dairesinin 18/12/2012 tarih ve E.2014/8142, K.2014/8976 sayılı kararı ; ‘’Aynı şekilde, yanında katıldığı tarafın temyiz isteminden feragat ettiği durumda Danıştay, fer’î müdahilin temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Anılan karardaki karşı oyda ise, müdahilin yanında katıldığı taraftan bağımsız olarak kanun yoluna başvuramaması ya da kanun yoluna başvurmuş olmasına rağmen isteminin temyiz veya itiraz merciince incelenmemesi durumunda adil yargılanma hakkının sağlandığından söz edilemeyeceği ve bu durumun mahkemeye erişim hakkına aykırı düştüğü belirtilmiştir. Sonuç olarak da, müdahilin tek başına kanun yoluna başvurması halinde, yanında katıldığı tarafın iddia ve savunmalarına aykırı olmaması durumunda talebin incelenmesi gerektiğinden, asıl tarafın temyiz isteminde bulunmaması ya da temyiz isteminden feragat talebi dikkate alınmaksızın fer’î müdahilin başvurusunun incelenerek istem hakkında karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.’’


Danıştay 11. Dairesinin 15/02/2013 tarih ve E.2012/5332 sayılı kararı

‘’Fer’î müdahilin, müdahale talebinde bulunduğu davanın konusu ile iptalinde hukukî yararı bulunduğunu belirttiği uyuşmazlık konusunun aynı olması gerekir. Danıştay konu ile ilgili olarak vermiş olduğu yukarıdaki kararda, Yüksek Planlama Kurulu Kararı’nın 5/a maddesini iptali istemiyle açılan davaya, davacı yanında müdahale isteminde bulunan kişinin iptali gerektiğini belirttiği Yüksek Planlama Kurulu kararlarının farklı olduğundan, hukukî yararının bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.’’


Danıştay 8. Dairesinin 06/03/2014 tarih ve E.2011/9367, K.2014/1771 sayılı kararı; ‘’Yardımcı doçentlik kadrosuna atanmak için yapılan başvurunun reddi gerekçesinde yer alan işlemin dayanağı olan Akademik Yükselme ve Atama Prensiplerinin 3. maddesinin iptali istemiyle açılan davada, davacıyla aynı durumda olan başka bir kişinin davacı yanında katılmakta menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle müdahale isteminin reddine karar verilmiştir.’’


Danıştay 8. Dairesinin 27/03/2014 tarih ve E.2013/7571 sayılı kararı; ‘’Maden arama ruhsatının iptali ile işletme ruhsatı talebinin reddi ve teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, İdare Mahkemesince işlemin iptaline karar verilmesi üzerine, aynı durumdaki başka bir şirket tarafından temyiz aşamasında yapılan fer’î müdahale talebi hakkında, müstakilen dava açabileceği gerekçesiyle HMK 66 ncı maddedeki koşullar oluşmadığından talebin reddine karar verilmiştir.’’



Batman İdare Mahkemesinin 31/01/2013 tarih ve E.2012/3704 sayılı kararı : ‘’Verilen ilk dilekçenin mahkemece taraflara tebliği zorunlu olduğundan ve tarafların müdahale istemi hakkında beyanda bulunabilmek için müdahale sebebi ve dayanaklarına dilekçede yer verilmesi gerektiğinden, bu dilekçelerin “incelenmeksizin reddine” karar verilmelidir. Nitekim imar plânının iptali istemiyle açılan davada, dava konusu arazi üzerinde menfaatinin zedelendiği, bu nedenle davaya müdahil olmak istediğini, gerekçeli dilekçe ve belgelerin bilahare ibraz edileceği beyan edilen müdahale dilekçesi hakkında, mahkemece yapılan değerlendirmede, “uyuşmazlık konusu işleme esas olan taşınmazla olan ilgisine ilişkin herhangi bir bilgiye ve müdahale sebebine ilişkin dayanaklara yer verilmemesi nedenleriyle, istemin incelenmeksizin reddine” kararı vermiştir.’’


Yargıtay 14. HD. 03/04/2009 tarih ve E.2009/705, K.2009/4228 sayılı kararı ; ‘’Aslî müdahilin yönünden ise, idari yargıda asıl davanın açıldığı mahkemede davanın taraflarına karşı ayrı bir aslî müdahale davası açılması nedeniyle, bir dava açılırken gerekli olan bütün harç ve avansları yatırması gerekir. Çünkü, aslî müdahale davası ilk davadan bağımsız ayrı bir davadır. Aslî müdahale davası açması gereken kişinin fer’î müdahale talebinde bulunması halinde, mahkemenin ara kararıyla, müdahalenin niteliğinin aslî müdahale olduğunu bildirerek aslî müdahale için gerekli olan harç ve avansların istenmesi gerekmektedir.’’


'’Hukukumuzda davaya müdahale HUMK.nun 53-58. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Yasada yer alan düzenleme, davaya fer’i müdahale yöntemi ile ilgilidir. Davayı fer’i müdahaleden maksat, davada bir taraf yanında yer almak, ona yardımcı olmaktır. Davaya fer’i müdahale isteyen taraf bu şekilde yardımcı olacağı tarafın davayı lehine sonuçlandırması halinde kendisine de bazı haklar sağlamayı hedefler. Davaya asli müdahale ise, Usul Kanununda düzenlenmemiş ancak bazı özel kanunlar davaya asli müdahaleye olanak tanımıştır. Asli müdahalede bir kişi bir şey veya hak üzerinde çekişme devam ederken o şey veya hakkın davanın taraflarına değil, kendisine ait olduğunu ileri sürer. Davaya asli müdahale için müdahale talebinde bulunacak olanın bir dava açılırken ne tür harç ve gider ödenirse dava harçlarını ödemesi gerekir.

Somut olaya gelince; davaya müdahale talep edenin 20.02.2008 tarihli dilekçesi asli müdahale talebine ilişkin olup yukarıda sözü edilen harç ve giderler müdahale talep eden tarafından ödenmemiş, kısaca K2 yöntemince davanın tarafı olmamıştır. Temyiz, HUMK.nun 427. maddesince ancak davanın taraflarının başvuracağı kanun yolu olduğundan K2’in temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.’’


Yargıtay HGK 17/02/2010 tarih ve E.2010/13-114, K.2010/81 sayılı kararı ;

‘’Müdahale istemi hakkında verilen kararın, ara kararı niteliğinde olduğu ve bu nedenle tek başına temyiz edilemeyeceği, yargılama sonucunda verilen hükmün sadece müdahale talebinin reddine ilişkin kısmının temyiz edilebileceği belirtilmektedir. Yargıtay, müdahale talebinin reddine dair kararın, temyiz yoluna başvurularak, hükmün müdahale talebinin haksız olarak reddedilmiş olması nedeniyle bozulmasını isteyebileceğine karar vermiştir. ‘’


Yargıtay 9. HD., E. 2012/36618 K. 2012/40370 T. 3.12.2012;

‘’Dairemizin “davacının davalı nezdinde iş alan çeşitli şirketlerin işçisi olarak çalıştığı, davalı tarafından bu işverenlerin de davaya dahil edilmesinin talep edildiği, yargılama sonucu verilecek kararın alt iş verenlerin hak alanlarını da ilgilendirdiğinden davanın alt iş verenlere ihbarı gerekirken mahkemece bu husus yerine getirilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinin bozmayı gerektirdiği” gerekçesi ile verilen karara karşı yerel mahkemece “davalı kurumca HMK.’un 61. maddesi uyarınca usulüne uygun yapılmış bir davanın ihbarı isteminin bulunmadığı, davanın ihbarının mahkeme dışında da mümkün olduğu, 62. madde gereğince davanın ihbarı sebebi ile yargılamanın bir başka güne ertelenemeyeceği, kararın salt bu nedenle bozulmasının usul ekonomisine uygun olmadığı” gerekçesi ile direnilmiş olup, Dairemizin verdiği bozma kararının HMK.’un 61 ve 62. Maddeleri dikkate alındığında yerinde olmadığı, yerel mahkemesince direnme kararı ile bu hususun düzeltildiği anlaşılmakla, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun geçici ek ikinci maddesi uyarınca ONANMASINA, 03.12.2012 tarihinde oy birliği ile karar verildi.’’


Yargıtay 11.HD. , E.2005/8342 , K.2006/9433 , 28.09.2006 T. ; “HUMK. nun 49 vd. madde hükümleri uyarınca, ihbar üzerine davaya katılan üçüncü kişi, ihbar eden tarafın yardımcısı ve temsilcisi olup, fer’i müdahil konumundadır. Anılan Kanun'un 57 nci maddesi uyarınca da yargılama sonunda, hüküm, fer’i müdahil hakkında değil, iltihak olunan (ihbar eden) taraf hakkında verilir. Dolayısıyla ihbar olunan 3 . kişi, ihbar edenin adına, onun temsilcisi olarak, hükmü temyiz edebilir ise de kendisi adına temyiz edemez. Ancak, aynı madde hükmüne aykırı olarak ihbar olunan hakkında da hüküm verilmişse, ihbar olunan, hükmün kendisine ilişkin bölümünü kendi adına temyiz edebilir” Dava ihbar olunan, ihbar eden kimsenin makamına kaim olarak davayı takip edebilir. Bu durumda kendi adına temyiz yetkisi yoktur. Davanın tarafı olmadığı gibi aleyhine hüküm kurulamaz ve verilen hüküm kesin hüküm teşkil etmez.’’


Yargıtay 9. H D. , E. 2007/31483 , K. 2009/1790 , T. 09.02.2009 ; Hakkında usulüne uygun dava açılmayan ve yargılama sırasında dava ihbar edilen Sağlık Bankalığı hakkında asıl işveren olduğu gerekçesi ile aleyhine hüküm kurulmuştur. HUMK. nun 49 ve devamı maddelerinde düzenlendiği gibi, kendisine dava ihbar edilen kişi davada taraf sıfatını kazanmaz.

Sağlık Bakanlığı ihbar edilen sıfatıyla davada yer almıştır. İhbar olunan davanın tarafı sıfatını kazanmayacağından ihbar olunan hakkında hüküm kurulması mümkün değildir. Husumet re'sen dikkate alınması gereken bir konudur. Mahkemece sadece davalı Derya Taşdemir hakkında hüküm oluşturulması ve tahsil kararı vermesi gerekirken, ihbar olunan Sağlık Bakanlığı'nın da sorumlu tutularak, müştereken ve müteselsilin tahsil karan verilmesi hatalı bulunmuştur.


Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2014/21595 E. , 2015/33087 K., T. 25.03.2014 : ’Taraflar arasında, davanın ihbarı ve sonuçları noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Davanın ihbarı, davanın taraflarından birisinin, davayı kaybetmesi durumunda kendisine rücu edebilecek üçüncü bir kişiye veya davayı kaybetmesi durumunda kendisinin rücu edebileceği üçüncü bir kişiye, tahkikat bitinceye kadarki süre içinde davayı bildirmesi şeklindeki tek taraflı usul işlemidir.

Davanın ihbarı, yazılı şekilde yapılır. İhbar, mahkemeye bu konuda verilecek bir dilekçe ile veya iadeli taahhütlü mektupla ya da noter aracılığıyla yapılabilir. İhbar dilekçesinin mahkemeye verilmesi durumunda mahkeme, ihbar olunana dilekçeyi tebliğ eder ve böylece ihbar işlemi tamamlanmış olur. Davanın ihbarı, yazılı şekilde yapılır. İhbar, mahkemeye bu konuda verilecek bir dilekçe ile veya iadeli taahhütlü mektupla ya da noter aracılığıyla yapılabilir. İhbar dilekçesinin mahkemeye verilmesi durumunda mahkeme, ihbar olunana dilekçeyi tebliğ eder ve böylece ihbar işlemi tamamlanmış olur.

Davanın ihbarı ile, ihbar olunan yönünden zamanaşımı kesilmiş olmaz. Dava ihbar olunan kişi, davaya cevap verip fer’i müdahil olabilir veya sessiz kalabilir. Davaya katılmayan ihbar olunana, bundan sonra herhangi bir tebligat yapılmaz. İhbar olunanın, aleyhine hüküm kurulmadıkça kararı temyiz hakkı yoktur.

Davanın ihbarı talebinin dikkate alınmaması, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup bozma sebebidir.

Somut olayda davalı vekili, 14.08.2012 tarihli cevap dilekçesinde, davanın alt işverenlere ihbarını istemiştir. Davalı Bakanlık asıl işveren olup 4857 sayılı Yasanın 2. maddesine göre ödenmeyen işçilik alacaklarından alt işverenlerle birlikte müteselsilen sorumludur. Bakanlığın, ödeyeceği işçilik alacağından dolayı davayı ihbar ettiği alt işverenlere rücu hakkı bulunmaktadır.

Mahkemece, davalının davayı ihbar talebi hakkında bir işlem yapılmaması usul ve yasaya aykırıdır.’’

Yargıtay 7. HD. , E.2015/36206 , K. 2015/20482 , T.26.10.2015 ; ‘’Taraflar arasında davanın diğer alt işverenlere ihbar edilip edilmeyeceği hususu uyuşmazlık konusudur.

Davanın ihbarının düzenlediği 6100 sayılı HMK'nun 61'inci maddesinde “Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.” hükmü getirilmiştir. İş davalarında özellikle işçinin aynı asıl işverene ait işyerinde aralıksız şekilde birden çok alt işveren nezdinde çalışması durumunda, davalı asıl veya alt işverenlerin dava sonunda ödemek durumunda kalacakları dava konusu alacakları diğer alt işverenlere rücu etme hakkı bulunduğundan ve özellikle uzun bir çalışma dönemine ilişkin davalarda birden çok alt işveren nezdinde çalışmalar mevcut olduğundan, bu çalışmalara ilişkin ödeme yapılmış olması ve bu ödemelere ilişkin evrakların bu alt işverenlerde bulunması ihtimaline karşı davanın ihbarı ayrıca önem kazanmaktadır. Mahkemece davanın ihbarı talepleri, 6100 sayılı HMK'nun 62'nci maddesi gereği asıl veya alt işveren davalıların davayı ihbar taleplerinin yazılı olması, davanın ihbar edileceği kişilerin adresleri ile bildirilip bildirilmediği ve tebligat masraflarının yatırılıp yatırılmadığı hususları dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmelidir.

Somut olayda davalı cevap dilekçesinde, davanın ihbar edileceği şirketlerin adreslerini içerir listeyi de ekleyerek davanın ihbarı talebinde bulunmuş olmasına rağmen mahkemece bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması hatalı olup bozma nedenidir.’’


11,222 görüntüleme0 yorum