Türk Medeni Kanununda Yer Alan Boşanma Sebepleri

En son güncellendiği tarih: 3 May 2020

TÜRK MEDENİ KANUNUNDA YER ALAN BOŞANMA SEBEPLERİ


Medeni kanunumuz evlilik yapan eşlerin boşanma arzularını, ön koşul olarak birtakım sebeplere ve bu sebeplerin ispatına bağlamıştır.


4721 sayılı Medeni Kanununa göre boşanma sebepleri; Genel boşanma sebepleri ve Özel boşanma sebepleri olmak üzere 2’ye ayrılır.


Medeni kanununda genel boşanma sebepleri madde 166 da düzenlenirken, özel boşanma sebepleri md. 161-165 de düzenlenmektedir.


1.BOŞANMANIN ÖZEL SEBEPLERİ


Özel boşanma sebepleri kanunda sınırlı sayıda bulunmaktadır:

• Zina nedeniyle boşanma davası (TMK m. 161)

• Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış nedenleri ile boşanma davası (TMK m. 162)

• Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme sebepleri ile boşanma davası (TMK m. 163)

• Terk Sebebiyle boşanma davası (TMK m. 164)

• Akıl Hastalığı sebebiyle boşanma davası (TMK m. 165)


A) ZİNA (TMK m. 161)


Zina, eşlerden birinin evliliğin gereği olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak karşı cinsten birisi ile cinsel münasebetidir. Zina mutlak bir boşanma sebebidir. Hakim bu durumun varlığı halinde eşlerin boşanmasına karar vermek zorundadır. Zira bu durumun varlığı halinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı varsayılacaktır.


Davalı kadının kocası işe gittikten sonra, kocasının amcasını eve aldığı, bu kişinin sabah saat 08.30 - 09.00 gibi gelip, akşam saat 16.00-l6.30'a kadar uzun süre evde kaldığı, bu durumun sık sık tekrarlandığı ve devam edegeldiği anlaşılmaktadır. Kadının gerçekleşen eylemi sadakatsizlik olup bu hal evlilik birliğini temelinden sarsar. Bu sebeple boşanma kararı verilmesi gerekirken, davanın reddi doğru görülmemiştir.

(T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2004/13709 K. 2004/14684 T. 8.12.2004 )


aa) AF


Zina sebebiyle boşanma kararı verilmesinin temelinde ortak hayatın çekilmezliği durumu mevcuttur. Ve fakat aldatılan eşin bu durumu affetmesi, yukarıda bahsettiğimiz ortak hayatın çekilmezliği durumunu ortadan kaldırdığı varsayılır. Dolayısıyla aldatılan eşin zinayı affetmesi durumunda dava hakkı yoktur.


Davacı kadın evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166) ve zina (aldatma) (TMK m.161) hukuksal sebeplerine dayalı olarak boşanma talep etmiş, mahkemece tarafların zina sebebiyle boşanmalarına karar verilmiş ise de; tarafların barıştıkları 2013 yılı Ağustos ayından davanın açıldığı 16/02/2015 tarihine kadar davalı erkeğin aldatma fiilini gerçekleştirdiği toplanan delillerle kanıtlanamadığından davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2017/2771)


bb) HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE


“Davaya hakkı olan eş, boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.” şeklinde düzenlemiştir.


Zina, kanunumuzda özel boşanma sebepleri arasında ve mutlak bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Zinanın varlığının hakim tarafından saptanması halinde, ayrıca evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı araştırılmadan mutlak bir boşanma sebebi kabul edilir. Başka bir ifadeyle, zinanın varlığı durumunda, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu kabul edilmektedir; bunun ayrıca ispatı aranmaz.


“…Davacı kocanın, eşinin bir başka erkekle zina ettiğini Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/304 esas, 2010/134 karar sayılı dosyasının 15.09.2009 tarihli duruşmasında öğrendiği, zina nedeniyle boşanma davasını 01.04.2010 tarihinde açtığı, bu durumda davanın yasada öngörülen altı aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı anlaşılmaktadır. Durum böyleyken, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekirken, yazılı olduğu şekilde boşanma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…”

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2014/19822 E, 2014/20613 K, 23/10/2014 T.)


B) HAYATA KAST, PEK KÖTÜ VEYA ONUR KIRICI DAVRANIŞ


Hayata kast; eşlerden birinin diğer eşi öldürme teşebbüsüdür. Bu durumun varlığının kanıtlanması durumunda, davaya bakan hakim in boşanmaya karar vermesi mutlaktır.


Pek kötü ve onur kırıcı davranış; eşlerden birinin diğer eşin vücut bütünlüğüne, süreklilik arz etmesine gerek olmaksızın yapılan her türlü saldırıdır. Bahsedilen şiddet yalnızca fiziki olmamakla birlikte ekonomik veya duygusal açıdan da evliliğin devamlılığını çekilemeyecek duruma sokacak biçimde ise yine bu başlık altında değerlendirilip mutlak bir boşanma sebebi niteliğinde olacaktır.


“…davalı eşini annesi ve babası ile birlikte yaşamaya zorlayan, ona karşı şiddet uygulayan ve bu nedenle evden ayrılmasına neden olan davacı kocanın tam kusurlu olduğu” gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği…”

(Hukuk Genel Kurulu 2017/2421 E. , 2019/919 K.)


Konuyla ilgili olarak bahsedilen muameleye maruz kalan eşin diğer eşi affetmesi durumunda daha önce belirttiğimiz gibi affeden eşin dava hakkı olmayacaktır.

Hak düşürücü süre; diğer özel sebeplerden biri olan zina ile aynı süreye tabi olup, 6 aylık ve 5 yıllık hak düşürücü süre söz konusudur.


C) KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ SUÇ İŞLEME VE HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME


Küçük düşürücü suç işleme; eşlerden birinin küçük düşürücü suç işlemesi diğer eş bakımından evliliği çekilmez bir duruma sokması durumudur. Bu anlamda küçük düşürücü suçlara örnek olarak Anayasa madde 76/2 deki yüz kızartıcı suçlardan olan zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik suçlarını örnek olarak verebiliriz. Dikkat edilmesi gerekir ki bu suçların evlilik birliğinden önce doğması halinde boşanma için mutlak bir neden sayılmayacaktır.


“..Küçük düşürücü suç işlemenin Türk Medeni Kanununun 163. maddesi hükmüne göre boşanma sebebi olabilmesi için suç teşkil eden eylemin evlendikten sonra işlenmiş olması gerekir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden tarafların, davalının işlediği suç tarihinden sonra evlendikleri anlaşılmaktadır. Bu halde; Türk Medeni Kanununun 163. maddesindeki boşanma kararı verilebilmesi için gerekli “işlenen suç nedeniyle diğer eş için birlikte yaşamanın beklenemez hale gelmesi” koşulu gerçekleşmediğinden mahkemece davacının davasının reddine karar vermek gerekirken; kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

( 2. Hukuk Dairesi 2015/13025 E. , 2016/3369 K.)


Haysiyetsiz hayat sürme; eşlerden birinin namusa, şerefe ve toplumun kalıplaşan değer yargılarına aykırı hareket etmesi diğer eş açısından evliliği çekilmez hale getirmesi durumunda, bu sebebe dayalı olarak her zaman boşanma davası açılabilecektir. Kumarbazlık, genelev işletmeciliği, jigololuk alkol bağımlılığı gibi durumlar haysiyetsiz hayat sürme için örnek teşkil edecektir.


D) TERK


Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri haklı sebep olmaksızın birlikte yaşadıkları konutu terk etmesi halinde diğer eş özel sebebe dayanarak boşanma davası açabilecektir. Ve fakat kanun bu hususta belli şartların varlığını aramaktadır.


AA) HAKLI SEBEBE DAYANMA


Eşlerden birinin ortak konutu terk etmesinde haklı bir sebebin varlığı bulunmamalıdır. Dolayısıyla çalışma sebebiyle belli bir süre konutun terk edilmesi mutlak bir boşanma sebebi sayılmayacaktır.

Bir diğer önemli husus; ortak konutun terkine zorlama durumu halinde, zorlayan tarafın terk etmiş sayılacağı belirtilmelidir.


BA) İHTAR


TMK madde 164 te belirtildiği üzere; eşlerden biri haklı neden olmadan ortak konuta dönmemesi halinde bu terkin en az 6 ay sürmüş ve devam etmekte olması gerekmektedir. Terk edilen eşin istemi üzerine hakim veya noter aracılığıyla yapılan ihtar sonuçsuz kalmışsa; terk edilen eş boşanma davası açabilecektir.


Uygun bir ihtardan bahsedilebilmesi için terkin üzerinden, en az 4 ay geçmesi gerekir. Terk eden eşin ise bu ihtara 2 ay içinde uyması, aksi takdirde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunulur. Dolayısıyla usulüne uygun ihtar göndermek dava şartıdır. Hakim re’sen dikkate almalıdır.


“Davada, davalı eşe tebliğ edilen noter ihtarına dayanılarak terk sebebiyle boşanma davası açılmış ve dava kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Daha önce açılan boşanma davası, ihtar tarihinden sonra kesinleşmiştir. Aleyhinde boşanma davası devam eden eş, dava süresince ayrı yaşamakta ve eve dönmemekte haklıdır. Bu süre zarfında bir terkin varlığından ve haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemekten bahsedilemez. Bu yasal düzenlemeye göre terkin koşulları bulunmadığından isteğin reddi gerekir.”

(2. HUKUK DAİRESİ E. 2018/2221 K. 2018/5625 T. 25.4.2018 )


E) AKIL HASTALIĞI


Eşlerden birinin akıl hastalığı bulunması ve diğer eşin, bu durumdan ötürü ortak yaşamı çekilmez hale gelmesi durumunda ve hastalığın geçme durumunun mümkün olmadığı da resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmesi halinde eş boşanma davası açabilir.


Belirtmek gerekir ki akıl hastalığının ne zaman meydana geldiği hususu önemli değildir. Davanın açıldığı sırada mevcut olması ve düzelmeyecek nitelikte olduğunun sağlık kurulu raporu ile desteklenmesi yeterli olmaktadır.

Herhangi bir hak düşürücü süreye tabi olmamakla birlikte, hastalık devam ettiği sürece boşanma davası açılabilecektir.


BOŞANMANIN GENEL SEBEPLERİ


Boşanma davası yukarıda anlattığımız hususlara dayanılarak açılmıyor ve fakat, evliliğin devamlılığı kendilerinden beklenmeyecek durumda ise kanun koyucu TMK md. 166 da belirtilen genel sebeplere dayanılarak boşanma davası açma imkanı vermiştir.


A) EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI

(ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK)


TMK madde 166/1 de evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılırsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” Şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısı evlilik birliğinin temelden sarsılması için iki şart ön görülmüştür. Bunlardan biri ortak yaşamın çekilmez hale gelmesi diğeri ise evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır.


Ortak yaşamın çekilmez hale gelmesi; iki taraf içinde ortak yaşamın çekilmez olması şartı aranmadığına dikkat edilmelidir.


Evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel bir boşanma sebebidir. Çünkü kanun koyucu özel nedenleri kanunda sınırlı sayıda belirtmişken genel sebeplere ilişkin bu duruma yol açacak olayları sınırlı olarak belirlemek mümkün değildir. Bunun başlıca nedeni bazı aileler için katlanılmaz, çekilmez olay diğer bir aile için aynı sonucu doğurmayabilir. Hakim bu konuyu değerlendirirken tarafların sosyal ekonomik durumlarını göz önünde bulundurmalıdır.


Önemli diğer bir husus ise özel boşanma sebeplerinde kusurun bir önemi yokken genel boşanma sebeplerinde karşı tarafın kusuru ispatlanmalıdır. Dolayısıyla davalı tarafın itiraz hakkı saklıdır.


Yargıtay kararları temel alınarak evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına bazı örneklendirmeler yapacak olunursa; erkek eş veya kadın eşin karşı cinsleriyle uygunsuz ilişki içinde olmaları, bıkkınlık derecesinde kıskançlık, eşe iftira, aile sırlarını açığa çıkarmak, eşini sevmediğini söylemek, başkasını sevdiğini söylemek, bağımsız konut sağlamamak, cinsel ilişki kuramamak. Tekrar belirtmek gerekir ki sayılan bu durumlar tek başına boşanma için yeterli olmamakla birlikte ortak yaşamı çekilmez kılması gerekmektedir.


“Somut olayda mahkemece, “davacı erkeğin davalı kadına ve reşit bile olsa müşterek çocuklarına karşı haksız eylemlerde bulunduğu” gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de, mahkemece boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı kadına herhangi bir kusur yüklenmediği gibi, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı erkeğin eşine hakaret ettiği, eşine ve ortak çocuğa fiziksel şiddet uyguladığı, tehdit ettiği anlaşılmaktadır.” (Y2HD-K.2018/9691)


B) ANLAŞMALI BOŞANMA


Kanun 166/3 maddede taraflara anlaşmalı boşanma imkanı da vermiştir. Hakim tarafların boşanmalarına karar verebilmesi için tarafları bizzat dinlemeli ve iradelerinin serbestçe verildiğinden emin olmalıdır. Taraflarca anlaşılan hususlarda hakim dilediği hususlarda değişiklik yapabilir.


Anlaşmalı boşanma şartları şunlardır;

Evlilik en az 1 yıl sürmüş olmalı,

Eşler mahkemeye birlikte başvurmuş olmalı veya bir eş diğer eşin davasını kabul etmeli,

Hakim tarafları bizzat dinleyip iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmeli,


Hakim tarafların düzenledikleri anlaşmayı uygun bulmalıdır.

Bu hususların varlığı halinde tarafların boşanmalarına hakim tarafından karar verilecektir.

60 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru

“Türkiye Cumhuriyeti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne 1954 yılında taraf olmuş; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını 1987’de, zorunlu yargılama yetkisini ise 1990 yılında kabul