Yargıtay Kararları Işığında HMK ve İİK'da Menfi Tespit Davaları, İspat Yükü

MENFİ TESPİT DAVALARI


Menfi tespit davası 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 106. maddesinde ve İcra İflas Kanunu’nun 72. Maddesinde yer almıştır. Menfi tespit davası ile bir hak ya da hukuki ilişkinin mevcut olmadığının tespiti istenir. İcra hukuku kapsamında menfi tespit davası ile de para alacağının hiç doğmadığını ya da sonradan sona erdiğini iddia ederek bu durumun tespitini talep eder.


1-) Hukuk Muhakameleri Kanunu ve Menfi Tespit Davaları ;


HMK MADDE 106- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.


(2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.


(3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.


- 6100 sayılı HMK.’nun 114. maddesinde hukuki yarar dava şartı olarak kabul edilmiştir.Kural olarak menfi tespit davasında davacının davanın açılmasında hukuki yararı bulunmalıdır. Davacı menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğunu bildirmeli, açıklamalı ve gerekirse ispat etmelidir. Ödeme emrinin süresinde itiraz ederek durduran borçlunun alacaklının itirazının giderilmesi için herhangi bir yola başvurmasından önce açtığı menfi tespit davasında hukuki yararı bulunup bulunmadığı uygulamada tereddütlere neden olmuştur.

Yargıtay bazı kararlarında ödeme emrine itiraz eden borçlunun icra takibi mevcut olduğu sürece borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğunu kabul etmiştir;

Yargıtay 11. H.D. 30.11.1982 T., 6501/7252 E. ;
“ Borçlunun itirazı üzerine icra takibinin durması alacaklının takibe devam etmeyeceği anlamına gelmez.İtiraz icra takibini ortadan kaldırmaz. Kaldı ki, icra takibinde önce de menfi tespit davası açılması mümkün olduğuna ve davalı alacağın varlığını bu davadan önce iddia etmiş bulunmasına göre, bu davanın iddia ve savunma çerçevesinde incelenerek esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı nedenle mahkemece ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.''

2-) İcra iflas Kanunu Madde 72 ve Menfi Tespit Davaları ;


Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.


İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.


İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.


(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare: 6352 S.K.-02.07.2012/m.15) "yüzde yirmiden" aşağı tayin edilemez.


(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare: 6352 S.K.-02.07.2012/m.15) "yüzde yirmisinden" aşağı olamaz.


Borçlu, menfi tesbit davası zımnında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.


Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir.


Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.


İİK madde 72 çerçevesinde;


-Borçlu, alacaklı tarafından yapılacak icra takibinden önce bir menfi tespit davası açabilir. Bu davanın açılabilmesi için alacaklının elinde borçlu aleyhine bir belge olması gerekir. Örneğin borçlu borcunu ödemiş ancak senedi alamamıştır ya da borçlunun alacaklıdan başka bir alacağı doğmuş ve alacaklı da borçluya o alacağını ödememektedir. Borçlunun takipten önce menfi tespit davası açması seçeneğinde, bu davadan sonra alacaklının başvuracağı takibi kendinden önlemez veya durdurmaz. Fakat borçlu mahkemeden ,teminat karşılığında icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı vermesini isteyebilir. Mahkeme borçlunun talebini ciddi görürse, alacağın % 15'inden aşağı olmayan birteminat karşılığında, icra takibinin durdurulmasına karar verebilir (m. 72/2).


-Borçlu kişi, alacaklının yaptığı icra takibinden sonra da Menfi Tespit Davası açabilir. Bu dava da tıpkı takipten önce açılan Menfi Tespit Davası gibi borçlunun, yapılan icra takibi dolayısı ile borçlu olmadığını tespit ettirmek için açılır. Borçlunun icra takibinden sonra da menfi tespit davası açması seçeneğinde bu davanın açılmasıyla da takip kendiliğinden durmayacaktır. Bu seçenekte talep üzerine ihtiyati tedbir kararı vererek de takibin durmasını sağlanamaz.Ancak, takip sonunda para tahsil edilmişse bu paranin ödenmemesi için, mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilebilir, mahkeme de alacağın % 15'inden az olmayan bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verebilir (m. 72/3).


-Dava dilekçesi genel hükümlere göre düzenlenir. Ancak,lehine tazminata hükmedilmesini isteyen davacı-borçlu bu talebini de dilekçesinde belirtmelidir. Bunun yaninda, ihtiyati tedbir isteniyorsa bu konuda da gerekli açıklamalar yapılmalıdır. Harçlar, davacının borçlu olmadığını ileri sürdüğü miktar üzerinden hesap edilir.


A)Menfi tespit davası borçlu lehine sonuçlanırsa yani davacı borçlu icra takibi sırasında ya da sonrasında açtığı menfi tespit davasını kazanırsa, icra takibi ve yapılmışsa haciz işlemi hukuka aykırı hale gelir ve icra takibi hemen durur. Davanın sona ermesi ile borçlunun malları haczedilmişse bu hacizler kalkar, borçlunun malları hacizle satılmışsa bu satış bedeli borçluya ödenir. Bunun yanında yasa metni uyarınca, borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılır ise ANCAK BORÇLUNUN TALEBİ ÜZERİNE, Hâkim %20’den az olmamak üzere borçlu lehine bir tazminata hükmeder. Burada borçlunu talebi şarttır ve borçlu talepte bulunmazsa bu %20 tazminatı alamaz. Alacaklının böyle bir tazminata mahkûm edilebilmesi için haksız ve kötü niyetli olduğunun ispat edilmesi gerekir, menfi tespit davasını kazanması tek başına alacaklının kötü niyetli olduğunu ortaya koymaz. Bu konuyla ilgili olarak;


Yargıtay 7. HD. ,E. 2012/4217K. , 2013/174 , T. 17.1.2013 ;
’İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2. maddesi icra takibin haksız ve kötü niyetli olması halinde alacaklı aleyhine tazminata hükmedileceğini hükme bağlamaktadır. Anılan kanun hükmü uyarınca davacı lehine tazminata hükmedilebilmesi için davalı/alacaklı tarafından yapılan icra takibinin haksız olmasının yanı sıra takibin kötü niyetle yapılması da şarttır. Eldeki davada davalının kötü niyetli olduğunun ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davalının kötü niyetinden söz edilemez ve onun aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilemez. Mahkemece değinilen bu yön göz ardı edilerek davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmakla bozmayı gerektirmiştir.’’

B) Menfi tespit davası alacaklı lehine sonuçlanırsa takip ve haciz devam eder. Alacak artık mahkeme kararı ile kesinleşmiş olur ve borçlu aynı konuda ikinci bir dava açamaz. Ayrıca dava ile birlikte ihtiyati tedbir kararı verilmişse ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Menfi tespit davası sebebiyle alacaklı alacağına geç ulaştığından borçlu aleyhine dava konusu meblağın %20’si tutarında tazminata hükmedilir. Böyle bir tazminat hükmedilebilmesi için borçlunun menfi tespit davası ile ihtiyati tedbir kararı alarak icra takibini durdurmuş ya da icra dairesindeki paranın alacaklıya ödenmesine engel olmuş olması gerekir.


1)Görevli Ve Yetkili Mahkeme

Menfi tespit davasında yetkili mahkemenin belirlenmesinde davanın icra takibinden önce veya sonra açılmış olması sonucu değiştirir. Bu kapsamda eğer dava icra takibinden önce açılmış ise, yetkili mahkeme HMK’da ifade olunan genel yetki kuralları çerçevesinde çözülür. Başka bir ifadeyle Kanununun 6ncı maddesi uyarınca davalının ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesidir.


Eğer menfi tespit davası icra takibinden sonra açılmışsa, bu aşamada yetkili mahkeme, icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi olabileceği gibi, dava ana yetki kuralı gereği davalının yerleşim yeri mahkemesinde de görülebilir.


Menfi tespit davası bakımından mahkemenin yetkisi kesin yetki olmadığından taraflar HMK m.17 ve m.18 gereği yetki sözleşmesi de yapabilirler.


Menfi Tespit Davasında görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemesi, Asliye Ticaret Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi vb. olabilir. Görevli mahkeme seçilirken uyuşmazlığın kaynağına bakılır ve ona göre karar verilir.


Yargıtay 13.HD. , E. 2016/ 6088 , K. 2019 / 216 , T. 16.01.2019 ;
‘’Somut uyuşmazlıkta, dosya kapsamından, davalının müteahhit olduğu, davacı tüketicinin davalı müteahhitten daire satın aldığı, borcun bu ilişkiden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenle, davaya konu sözleşme ilişkisinin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığı, buna göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmelidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak da söz konusu olmaz. Bu durumda, mahkemece, kurulacak ara karar ile davaya Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla bakılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esasına girilerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.’’

2)Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre

Menfi Tespit Davası için yasada herhangi bir hak düşürücü ya da zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Ancak borçlunun borçlu olmadığı hukuki sebebe göre zamanaşımı süresi söz konusu olabilir. Örneğin abonelik sözleşmesine bağlı talep edilen elektrik faturası borcu için bu süre 10 yıldır. Burada önemli olan hukuki sebeptir ve bu nedenle her somut davada ayrı ayrı ele alınması gerekir.

Borçlunun ödeme emrine süresinde itiraz etmemiş olması menfi tespit davası açılmasına engel olmaz. Borçlu menfi tespit davasında adi haciz yolu ile takipte ileri sürmediği ya da ileri sürüp de ispat edemediği itirazlarını, defilerini ileri sürebilir.


3) İspat Yükü

Davacı borçlu dava konusu borcun mevcut olmadığını iddia eder ve mahkemeden böyle bir alacağın mevcut olmadığının tespitini isterse, bu halde davalı alacaklı alacağın varlığını ispatla yükümlüdür.Davacı borçlu, alacağın iradeyi sakatlayan durumlardan biri sebebiyle (hata, hile, ikrah) geçersiz olduğunu iddia ederse bu durumda iddiasını ispatla mükelleftir.


Yargıtay 20. HD. , 2019/2494 E. , 2019/3652 K. , T. 27.05.2019 ;
‘’Dava İİK'nın 72. maddesi gereğince açılmış menfi tespit davası olduğu ve menfi tespit davasın da, kambiyo senetine bağlı olması gibi istisnai durumlar hariç, ispat külfetinin davalıda olduğu dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukukî ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukukî ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Bu sebeplerle mahkemece; davacının davalı-alacaklının takip yetkisine ve borcun esasına itirazı olduğu değerlendirilerek öncelikle davalının takip yetkisi olduğu ve icra takibine konu borcun doğduğu hususunu sunacağı delillerle ispatlaması gerektiği gözönüne alınıp, tarafların sunacağı deliller toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken ispat külfetinin davacı da olduğu yanlış değerlendirmesi ile yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.’’

(Eda Davasının Açılmasının Mümkün Olduğu Hallerde Tespit Davası Açılamaz.)


Yargıtay 19.HD., E. 2018/ 2723, K. 2018 / 6208, T. 29.11.2018 ;
‘’Dava daha önceden bankaya ibraz edilmeyen çek yaprakları ile ilgili depo edilen miktar yönünden borçlu olmadığının tespitine ilişkindir. Kural olarak eda davasının açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılamaz. Bu durum hukuki yarar ilkesine tekabül edip, yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerekir. Davacı daha önceden ipoteğin fekkini sağlamak için bankaya depo ettiği 21.000.-TL’nin haksız yere alındığını, alınan çek yapraklarının çalınması ve kaybolması nedeniyle bankaya ibraz edilme riskinin bulunmadığını iddia ederek bu davayı açmışsa da, neticesinde bu paranın iadesine ilişkin bir talebi bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.’’

3,562 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru

“Türkiye Cumhuriyeti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne 1954 yılında taraf olmuş; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını 1987’de, zorunlu yargılama yetkisini ise 1990 yılında kabul