Maddi ve Manevi Tazminat Davaları

Güncelleme tarihi: 22 Eki 2020

MADDİ ve MANEVİ TAZMİNAT DAVALARI


Türk Borçlar Kanunu Madde 49 ‘da Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Hükmüyle kusurlu, yapmış olduğu fiil ile başkasının mal varlığında eksilmeye sebep olur veya şahsında oluşan acı, üzüntü, eleme neden olursa bunların tazminiyle yükümlüdür. Şüphesiz ki bu yükümlülüğü maddi veya/veya manevi tazminat şeklinde yerine getirecektir.


Kanun koyucu bu madde ile hukuki sorumluluğun unsurlarını da belirtmektedir.
· Fiil (eylem)
· Hukuka aykırılık
· Zarar
· Kusur
· Uygun illiyet bağı Sırasıyla unsurları inceleyelim.

A) FİİL

Ortada zarara neden olan bir fiil olması gerekir ki sorumluluktan bahsedilebilsin. İhmal veya özensizlik nedeniyle ortaya çıkmış bir zarar mevcut ve uygun bir illiyet bağı da varsa bu eylem dolayısıyla sorumluluğa neden olacaktır.


B) HUKUKA AYKIRILIK

Kişilerin mal ve şahıs varlığını koruyan emredici davranış kuralının ihlal edilmesidir.


“Mahkemece karar ve temyiz dilekçesinin tebliğine ilişkin evrak davalı şirket adresine çıkartılmış ancak tebligat evrakına geçerli vekaleti bulunmayan vekilin ismi yazılmıştır. İhyasına karar verilen şirketi yönetim ve temsile tasfiye memurları yetkili olup, mahkemelerde ve dış ilişkide şirketi tasfiye memurları temsil eder. İhya edilen şirkete tasfiye memurunun atanması yasal zorunluluktur. Mahkemece ihyasına karar verilen şirkete tasfiye memuru atanıp atanmadığı araştırılmaksızın şirket adresine yetkisiz vekilin ismi yazılarak yapılan tebligat geçersizdir. Şayet tasfiye memuru atanmamışsa davalı şirkete tasfiye memurunun atanması beklenerek yetkili tasfiye memurlarınca verilen, davalı vekili olarak 15/06/2015 tarihli dilekçe ile davalı şirket ile vekalet ilişkisinin devam ettiğini belirten ve davayı kabul eden Av. ... adına düzenlenmiş ve açıkça davayı kabul yetkisi içeren vekaletname örneği sunması için kesin mehil verilerek, yetkili tasfiye memurlarınca usulüne uygun verilmiş vekaletname örneği sunulduğu taktirde usule göre kabul şartlarının oluşup oluşmadığı da değerlendirilerek bir karar verilmesi, yetkisiz vekil Av. ... tarafından yukarıda belirtilen şekilde kabul yetkisini içeren vekaletname sunulmadığı takdirde ise yetkisiz vekil tarafından yapılan kabul ve temyiz istemi yerinde olmadığından istemin reddine karar verilmesi gerekir.” (19. Hukuk Dairesi 2017/4260 E. , 2019/405 K.)


C) ZARAR

Hukuk tarafından korunan maddi ve manevi haklara hukuka aykırı şekilde müdahale edilmesi sebebiyle meydana gelen eksilmedir. Zarar veren verdiği zarar ile sorumlu tutulacaktır. Bunun yanı sıra kişi, öngörebildiği bir zarara özensiz davrandığından dolayı sebebiyet verirse yine bu durumdan da yükümlü tutulacaktır.


Evlilik birliği devam ederken, üçüncü kişi ile birlikte olma iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Fiilin emredici bir norma değil de sadece ahlaka aykırı olması durumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kastıyla yani davalının davacı aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir. Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir. Yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E. - 2018/7 K. sayılı kararı uyarınca yerel mahkemece, evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddedilmesi gerekirken, önceki bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

(4. HUKUK DAİRESİ E. 2018/3295 K. 2019/1508 T. 18.3.2019)


D) KUSUR

Hukuk düzeni her şeyden önce bir toplum düzenidir. Bu sebepledir ki toplumda yaşayan herkesin belli davranış biçimine uygun hareket etmeleri gerekmektedir. Kişiler, Toplumun huzuru ve güvenliği için konulmuş olan kurallara aykırı davranmamakla yükümlüdürler. Bu bağlamda kusurun tanımını yapacak olursak; Hakim görüşe göre kusur, hukuk düzeninin kınadığı, uygun görmediği davranış biçimine denir. Kusur varsa sorumlulukta vardır.


“Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamından desteğin davalı sürücünün arkadaşı olduğu ve olay günü gezme amaçlı davalının aracında yolcu olarak bulunur iken davaya konu kazanın meydana geldiği anlaşılmaktadır. Davalı yargılama aşamasında desteğin aracında hatır için taşındığını savunmuştur. Mahkeme gerekçesinde olayda hatır taşıması olduğu kabul edildiği halde, hatır taşıması nedeniyle davalı bakımından tazminattan %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılması gerekir.

Destek ve davalı arkadaş olup dosya kapsamından desteğin davalı sürücünün alkollü olduğunu bilerek aracına bindiği anlaşılmaktadır. Alkollü sürücünün aracına bilerek binmek zararın doğmasına veya artmasına sebebiyet vermektedir. Mahkemece, destek yolcunun müterafik kusuru nedeniyle tazminattan %20 oranında indirim yapılması gerektiği ancak hükme esas alınan kusur bilirkişi raporunda davacıya emniyet kemeri takmaması nedeniyle %10 oranında kusur verildiği anlaşılmakla, bu nedenle hükmedilen tazminattan %10 daha müterafik kusur indirimi yapılması gerekir.

Mahkemece taraflar arasında uzun süreli ve üçüncü kişileri bağlayacak güçte bir kira sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, aracın fiilen teslim edilip edilmediği, ekonomik yararlanmanın kime ait olduğu, kira sözleşmesi ve kira bedelinin Maliye ve vergi dairelerine bildirilip bildirilmediği, gerektiğinde işleten ve kiracının ticari defter ve kayıtları üzerinde konusunda uzman bir bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmak suretiyle, kira sözleşmesinin fatura, ruhsat ve cari hesap hareketleri gibi yan delillerle desteklenip desteklenmediği, davalı ...Ş.'nin işletenlik sıfatının devam edip etmediği hususları tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.” (17. HUKUK DAİRESİ E. 2016/7624 K. 2018/10877 T. 19.11.2018)


E) UYGUN İLLİYET BAĞI


Yasalarda illiyet bağının bir tanımı mevcut değildir. Bir kişinin yaptığı hukuka aykırı eylemden sorumlu tutulması için uygun bir illiyet bağı olması gerekmektedir. Bu sebepledir ki illiyet bağı sorumluluğun kurucu unsurudur.


“Dava, noterlerin hukuki sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davalının yapması gereken işlemi kanuna uygun şekilde yaptığından ve özen yükümlülüğünü yerine getirdiğinden söz edilemez. Rehin şerhi de davalının yaptığı işleme güvenen ilgili emniyet birimlerince kaldırılmış, aracın dava dışı kişilere satılması sebebiyle de davacının alacağı teminatsız kalmış ve zararlı sonuç ortaya çıkmıştır. Görüleceği üzere davalı noterin ihmali ile zarar arasında uygun illiyet bağı vardır. Bilindiği üzere, üçüncü kişinin eylemi illiyet bağını kesecek yoğunlukta değil de diğer sebeplerle birlikte zararlı sonucu doğurabilecek nitelikte ise birlikte ( ortak ) illiyet söz konusu olur. Ortak illiyette zararlı sonuç birden çok kişinin kusurlu davranışıyla ortaya çıkar. Bu durumda, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61. maddesi uyarınca birlikte zarara sebebiyet veren ya da aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı birlikte sorumlu olan kişiler hakkında müteselsil sorumluluğa dair hükümler uygulanır. Müteselsil sorumluluğun bulunduğu durumda ise alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir ( TBK. m. 163/1 ). Ayrıca davalı noterin sorumluluğu, haksız eylemin asıl faili olduğu ve haklarında kamu davası açıldığı belirtilen üçüncü kişilerin ve bu kişilerden biri olduğu anlaşılan rehin borçlusunun ödeme aczine, haklarında takip ya da dava açılmasına bağlı değildir. Müteselsil sorumluluk sebebiyle zararın tazmininin davalıdan istenmesine engel bir durum yoktur. O hâlde, davacının uğradığı zararın belirlenmesi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekir.”

(HUKUK GENEL KURULU E. 2017/3994 K. 2018/1048 T. 9.5.2018)


Konumuzla ilgili olarak düzenlenen bir diğer kanun hükmü ise TMK m.25 kişilik hakkının korunmasıdır.

“(1) Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

(2) Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.

(3) Davacının, maddi ve manevi tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekaletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.” Görüleceği üzere f. 3’e göre haksız fiil sebebiyle elde edilen kazancın verilmesi için maddi, manevi tazminat davası açılabilecektir.


Tazminat kelimesinin sözcük anlamı; zarar karşılığı ödenen paradır. Tazminat ve zarar arasında sıkı bir ilişki vardır. Madde metninden de anlaşılacağı gibi haksız bir fiil nedeniyle kişinin malvarlığında meydana gelen azalmalardan dolayı zararını karşılamak için maddi tazminat talep etmesi gerekmektedir. Ve fakat bu haksız fiil sebebiyle zarar görenin kişilik değerlerinde, yani kişinin manevi bütünlüğü üzerinde meydana gelen üzüntü, elem ıstırap ve yıpranmanın telafisi için manevi tazminat talebi gerekmektedir.


1) MANEVİ ZARAR


Zarar sözcüğünün kelime anlamı; bir olayın ortaya çıkardığı kötü sonuçtur. Haksız fiillerden dolayı kişi üzerinde her zaman maddi bir eksilme olması beklenemez. Kişinin şeref ve haysiyetine, vücut bütünlüğüne saldırı halinde, maddi eksilmeden ziyade elem, acı, ıstırap gibi duygular kişiliği üzerinde olumsuz etkiler bırakacağından manevi zarar niteliğindedir. Bu zararın kişi üzerindeki etkisini hafifletmek için zararın tazmini gerekliliği haiz olmaktadır. Dolayısıyla manevi tazminat kavramı ortaya çıkmıştır.


1a) MANEVİ TAZMİNAT

Manevi tazminat talep etmenin birden fazla amacı mevcuttur bu amaçlardan ilki; tatmin amacıdır. Haksız fiil sonucunda kişinin şahıs varlığına zarar gelmesi halinde manevi zarar doğacağından kişinin uğradığı acı, ıstırap ve elemi dindirmek için, tatmin amaçlı verilen bir tazminat türüdür.

Diğer bir amacı ise; telafi amacıdır. Bu sayede zarar gören kişiye uygun bir tazminat ödenerek, çektiği elem ıstırap ve psikolojik acının telafisi mahiyetinde olacaktır.

Üçüncüsü önleyici(cezalandırıcı) amaçtır. Kişinin şahıs varlığına yapılan saldırı ile şahıs varlığını zedeleyecek fiilini bir daha yapılmaması için, kişilik haklarına saygı duyulmasını sağlama amacı gütmektedir. Dolayısıyla cezalandırma fonksiyonu genel olarak manevi tazminata hükmedilmesi şeklinde ortaya çıkar. Manevi tazminata hükmedilmesinde esas alınacak husus, manevi zararın ağırlığı ve şiddetine göre farklılık arz edecektir.

Dördüncü amaç ise denkleştirmedir. Zarar gören kişinin içinde bulunduğu mutsuzluk ve azalan yaşam sevincini yeniden sağlamayı amaçlamaktadır. Zarar gören, kişilik hakkı ihlal edildiği vakit kızgınlık öfke ve acı ıstırap şeklinde iki temel duyguya dönüşeceği düşünülmekte ve kızgınlık öfke gibi duyguların giderilmesi için tatmin etme, acı ıstırap duygularının giderilmesi için ise denkleştirme işlevi mahiyetinde olduğu düşünülmektedir.

Tüm bu anlatılanlar ışığında, manevi tazminat davasında davalının karşı tarafın şahıs varlığı üzerinde vermiş olduğu zararı giderme yükümlülüğü altına girecektir.


2) MADDİ ZARAR


Ülkelerin zarar türleri olarak neyi kapsadıkları değişiklik arz etmektedir. Örneğin İtalyan hukuku zarar türlerini 3’e ayırmıştır. Bu zarar türleri; “biyolojik zararlar, mülkiyete gelen zararlar ve manevi veya kişisel zararlar” dır. Bizim ülkemizde zarar türleri manevi zarar ve maddi zarar olmak üzere iki ana başlıkta incelenmektedir. Manevi zarar konu başlığı yukarıda detaylı olarak incelenmiştir.


Maddi zarar; kişinin, ona zarar verecek haksız fiile maruz kalması sonucu ortaya çıkan ekonomik kaybıdır. Ve fakat maddi zararı yalnızca ekonomik zarar olarak değerlendirmek eksik bir tabir olacaktır. Dolayısıyla mahrum kalınan kar da maddi zarar kapsamında düşünülmelidir. Mevcut zararın tazmini açısından maddi tazminat konu başlığının incelenmesi gerekmektedir.


2a) MADDİ TAZMİNAT


Yukarıda da bahsedildiği üzere meydana gelen haksız fiil sonucunda kişinin uğradığı ekonomik kayıpların veya mahrum kalınan kardan dolayı uğranılan zararın tazmini için maddi tazminat davası ihtiyacı doğmuştur. Bazı özel durumların varlığı halinde hangi giderlerin talep edileceği/maddi tazminatın kapsamının ne olacağı soruları ışığında;


I) ÖLÜM HALİNDE


Hukuka aykırı fiil sonucu ölümün meydana gelmesi halinde; cenaze giderleri ve ölenin desteğinden yoksun kalanların uğradığı zararlar tazmin edilmelidir.


II) BEDENSEL ZARAR HALİNDE


Tedavi giderlerinin, çalışma gücü azaldıysa veya yitirilmesi halinde ortaya çıkan kayıplar, kişinin geleceğinin ekonomik olarak sarsılmasından ötürü meydana gelen zararların tazmini gerekmektedir.


III) HAKSIZ FİİL HALİNDE


Hakkında Gerçeğe aykırı haberlerin yapılması veya ilan edilmek suretiyle yayılması şeklinde meydana gelecek dürüstlük ilkesine aykırı fiiller sonucu meydana gelen ekonomik gerileme durumlarının varlığı halinde zararın tazmini söz konusu olacaktır.


MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVALARI HANGİ SEBEPLERLE AÇILABİLİR?


Bu sebepler kanunumuzda özel ve sınırlı olarak düzenlenmemekle birlikte sıklıkla aşağıdaki hallerde, haksız fiili gidermek amacıyla maddi veya manevi zararın tazmini istenebilir.


· Trafik kazaları nedeniyle

· İş kazaları nedeniyle,

· Doktorun hatalı uygulaması nedeniyle,

· Sözleşme ihlali mevcut ise,

· Boşanma davası nedeniyle,

· Kişiye karşı işlenen suç nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulduğu Yargıtay kararları ışında anlaşılmaktadır.


MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI AÇMAK İÇİN SÜRELER VE ZAMANAŞIMI


İstisnai durumlar haricinde, haksız fiilen dolayı maddi ve manevi tazminat davaları; fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, fiil ve fail daha sonra öğrenilse dahi en fazla 10 yıl içerisinde açılmalıdır. Aksi halde zamanaşımı söz konusu olacaktır.


Boşanma davası nedeniyle istenecek maddi manevi tazminat talebi en geç boşanma kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde davanın açılması gerekmektedir.

BK. m.49’a göre Sözleşmenin ihlali nedeniyle açılacak tazminat davalarında genel zamanaşımı süresi, 10 yıldır.


Trafik kazası açısından değerlendirirsek bu bir haksız fiildir. Haksız fiiller için geçerli olan genel zamanaşımı trafik kazaları için de geçerlidir. Ancak, Karayolları Trafik Kanunu m. 109 bu konuyu ayrıca düzenlemiştir;

Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.” Denilmekte ve zamanaşımı süresini belirtmektedir. Madde hükmü gereği trafik kazası nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davasının zamanaşımı süresi, trafik kazasının meydana gelmesi ve fiili işleyenin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, fiil ve fail daha sonra öğrenilse bile her halde 10 yıl içinde dava zamanaşımına uğrar.


MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASINDA GÖREVLİ MAHKEME


Hangi mahkemenin görevli olacağı husus kamu düzenindendir. Taraflar bununla ilgili kendi aralarında tasarruf yapamayacaklardır. Dolayısıyla maddi ve manevi tazminat davasında görevli mahkemeyi doğru tespit etmek gerekecektir.

HMK m.2 de maddi ve manevi tazminatın hangi görevli mahkemede açılacağı düzenlenmiştir. “...dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesidir”. Hükmünden de anlaşılacağı gibi maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme çoğu zaman ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'dir.


MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATLARDA YETKİLİ MAHKEME


TMK m. 25 f. 5’ te “Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir” şeklinde verilen hüküm ile yetkili mahkeme belirlenmiştir. Burada iki tane yetkili mahkeme belirlenmiştir. HMK m. 6 da

“(1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.” belirtildiği üzere genel yetkili mahkemeyi düzenlenmiştir.

Haksız fiilden doğan davaların hangi yer mahkemesinde görüleceğine HMK m. 16’ da belirtilmiştir.

(1) Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.” Hükmü uyarınca, haksız fiilden doğan dava, haksız fiilin işlendiği yerde, ve fakat haksız fiil ile zarar farklı yerde gerçekleşmişse zararın meydana geldiği yerde de davanın görülebileceğinden bahsedilmiştir.

Kişinin şahıs varlığı haklarının bir sözleşme sebebiyle ihlali söz konusu ise, HMK m. 10 hükmünü esas almalıyız. Şöyle ki;

“1) Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.” Hükmünden de anlaşılacağı üzere kişilik hakkı bir sözleşme dolayısıyla zarara uğramaktadır. Dolayısıyla sözleşmede kararlaştırılan yerde dava görülmelidir.


UĞRANILAN ZARARIN BELİRLENMESİ


Kişinin malvarlığında veya şahıs varlığında meydana gelen eksilmeyi ödemek amacıyla tazminata ihtiyaç duyulmaktadır. Tazminatın Bir diğer amacı ise zarar verici fiilden önceki hal ile sonraki durum arasındaki bozulmuş dengeyi yeniden kurabilmektir.

Zarar ile tazminat arasında sıkı bir ilişki vardır. Tazminat tutarı haliyle zararı aşmamalıdır.


TAZMİNATIN BELİRLENMESİNDE HAKİMİN TAKDİR YETKİSİ


Tazminatın belirlenmesinde kanun koyucu hakime geniş takdir yetkisi tanımıştır. TBK 50,51’inci maddelerindeki hükümler, hakimin takdir yetkisinin düzenlendiği hükümlerdir.

MADDE 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.

Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.

MADDE 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.

Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.

Değinilmesi gereken diğer bir husus ispat yükümlülüğüdür. İspat yükümlülüğü zarar görene aittir. Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat etmelidir. Ve fakat zarar gören zararını tam olarak ispat etmesi her zaman mümkün olmayabilir. Dolayısıyla hakim, tazminat miktarını belirlerken aşağıdaki kriterlere dikkat edecektir;

· Olayların olağan akışını